10°C
ANKARA HAVA DURUMU10°C Parçalı Bulutlu
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları

Gelard

İnsanoğlunun Ekolojiye Etkileri / Dr. Nihal COŞKUN

- +
İnsanoğlunun Ekolojiye Etkileri / Dr. Nihal COŞKUN

Bu dünya tüm canlıların beraberce yaşamaları için yaratılmış bir mekandır. Düşünen bir varlık olan insan maalesef gün geçtikçe diğer canlıların yaşam alanlarını bilerek veya bilmeden iyice daraltmaktadır.

 

Ekoloji, insanların veya organizmaların (bitkiler ve hayvanlar) birbirleriyle ve genel manada etraflarındaki fiziksel ve biyolojik çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. Fiziksel çevre; ışık, ısı, nem, rüzgâr, topraktaki besin maddeleri, su ve atmosferi içerir. Biyolojik çevre ise aynı veya farklı türde bitki ve hayvanlar organizmalarını içerir. Ekoloji ayrı bir bilimsel disiplin olmasına rağmen diğer disiplinler ile yakın bir ilişkisi vardır. Bu nedenle klimatoloji, hidroloji, oşinografi, fizik, kimya, jeoloji ve toprak analizi ile hayvan davranışları, taksonomi, fizyoloji ve matematik gibi alanlardan yararlanır.

İlk insandan günümüze kadar insanoğlunun kendisine verilen yetenekler yardımıyla çevresini etkilediği bilinen bir gerçektir. Bu etkileşim sadece kendi yaşamını değil aynı gezegende hayatlarını sürdüren diğer canlılarında (bitki ve hayvan) yaşamlarını etkilemiştir. Dünyada her şey zıddıyla anlam kazandığı gibi insanoğlunun çevreye etkisi de hem pozitif hem de negatif yönde olmuştur. Çoğu durumda “ben” merkezli hareket eden insanoğlu aynı gezegende beraber yaşadığı bitki ve hayvanların yaşamlarını tehlikeye sokacak hatta yok edecek davranışlardan geri kalmamıştır. Bunun sonucu olarak yüzlerce bitki ve hayvanın nesli tükenme tehlikesi altındadır.

İnsanoğlunun ekolojiye etkisini daha iyi anlayabilmek için ekolojinin kapsamına giren biyolojik sistemleri, bunlar arasındaki ilişkiler temel olarak hatırlamakta fayda vardır.  Ekolojide biyolojik sistemler küçükten büyüğe; organizma(canlı)-populasyon-komünite-ekosistem-biyosfer şeklinde sıralanabilir.

Telifsiz stok illüstrasyon ID: 109383122

EKOLOJİDEKİ TEMEL KAVRAMLAR:

Populasyon: Belirli bir alanda yaşayan aynı tür organizmaların oluşturduğu topluluğa Populasyon denir.  Örn: Ceylanpınar’da yaşayan ceylanlar, Van gölünde yaşayan inci kefali vb. Her populasyonun kendine ait özellikleri bulunur.

Komünite: Belirli bir alanda yaşayan karşılıklı ilişkiler içerisindeki canlı türleri topluluğuna Komünite denir. Yani populasyonlar tek bir türden komüniteler ise birden fazla türden oluşur. Örn: Belgrad ormanında yaşayan canlılar vb.

Ekosistem: Belirli bir alanda komünite ve cansız çevrenin oluşturduğu birlikteliktir. Ekosistem= Komünite + Cansız çevre

Biyosfer (Ekosfer): Canlının kara, su, hava içerisinde yayıldığı ve yaşadığı yere denir. Biyosfer okyanusların en derinlerinden atmosferin 16 km lik kısmına kadar ulaşır.

Habitat: Türlerin doğal olarak yaşadığı ve yayıldığı alana habitat denir. Habitat bir türün adresidir.

Ekolojik Niş: Habitat içerisinde yaşayan türlerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gösterdikleri faaliyetlerin tümüne ekolojik niş denir. Yani kısaca canlının yaptığı iş diyebiliriz.

Biyotop: Komüniteyi oluşturan canlıların yaşamlarını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu coğrafi alanlardır.

Ekoton: İki komünite arasındaki geçiş bölgeleridir. İki komünitenin kesiştiği alanlardır.

Bitkisel Plankton: Sularda yaşayan gözle görülemeyecek kadar küçük mikroskobik bitkilerdir.

Hayvansal Plankton: Sularda yaşayan gözle görülemeyecek kadar küçük mikroskobik hayvanlara denir.

Flora: Belirli bir bölgede yaşayan bitki, mantar ve bakteri topluluklarına denir.

Fauna: Belirli bir bölgede yaşayan hayvan topluluklarına denir.

Baskın Tür: Komünite içerisinde sayı ve faaliyet açısından en çok göze çarpan türdür. Kara ekosistemlerinde bitki türlerinden biridir. Örn: Akdeniz (Toroslar) için baskın tür kızılçamdır.

Süksesyon: (sıralı değişim) Komünite içerisinde baskın türün zaman içerisinde canlı veya cansız çevre şartlarının etkisiyle yerini başka bir türe bırakmasına denir. İki çeşidi bulunur:

Birincil Süksesyon: Belirli bir alanda baskın tür yok iken bir türün baskın tür halini almasıdır.

İkincil Süksesyon: Belirli bir alanda var olan baskın bir türün yerini başka bir türün baskın tür olarak almasıdır.

Mikroklima: Dar bir alanda görülen iklim farklılıklarıdır. Bu alanlarda çeşitlilik fazladır. Örneğin Rize’de portakal yetişmesi ve Iğdır’da domates, pamuk yetişmesi mikroklimatik alanlar sayesindedir.

 

 “İnsan”ın Ekosisteme Olumsuz Etkileri

İnsanoğlunun çevresi ile etkileşmeye başladığı ilkel çağlardan günümüz modern hayatına kadar geçen süreçte gösterdiği gelişim ekosistemdeki canlıları etkileyen faktörleri değiştirerek bu sistemde yaşayan tüm canlıların hayatını etkilemeye, hatta sonlandırmaya sebebiyet verecek boyutlara ulaşmıştır. Yukarıda ki bölümlerde tanımları ve alt bölümleri verilen Ekosistemin her bir parçasını insanoğlunun faaliyetleri olumsuz yönde etkilemektedir.

Telifsiz stok fotoğraf ID: 767486674

Işık: Dünyamızın ışık kaynağı olan Güneş’ten yayılan elektromanyetik dalgaların zararlı olanları atmosferde ozon tabakası tarafından tutularak dünyamıza ulaşmaktadır. Atmosferde bulunan bu tabaka maalesef insanoğlunun endüstriyel faaliyetleri sonucunda incelmeye başlamıştır. Ozon tabakası insanların hayatını sürdürebilmesi için önemli katmanlardan bir tanesidir. Bu tabaka, dünyayı zararlı ultraviyole radyasyondan korumaktadır. Özellikle CFC      (kloro floro karbonlu gazlar) ozon tabakasını inceltmektedir. Ultraviyole (UV) radyasyonun cilt kanseri de dahil pek çok insan sağlığı problemleriyle bağıntılı olduğu bilinmektedir. Cilt kanserinin ana sebebi çok fazla güneş ışığıdır. Bir taraftan kontrolsüz salınım ile ozon tabakasını yok eden insanoğlu diğer taraftan zararlı ışınlardan korunmanın çarelerini de aramaktadır. Artık bir sektör haline gelen “güneş kremi” piyasası her sene “faktör” sayısını ve kârını katlamaktadır.

Işık miktarındaki değişimler sadece insanı değil bitki ve hayvanları da etkilemektedir. Aşırı UV-B, hemen hemen bütün yeşil bitkilerin büyüme süreçlerine mâni olur. Küresel ozon kayıplarının bitki türlerindeki zayiatları başlatabileceği endişesi vardır ve bunun sonucu küresel yiyecek stoklarının azalması olacaktır. Buğday, pirinç, mısır ve soya fasulyesi gibi dünyadaki temel gıda ürünlerinden çoğu da dahil olmak üzere pek çok tarımsal ürün güneşin yakıcı ışınlarına karşı duyarlıdırlar.

Şehirlerden yayılan gece ışıkları bitki ve hayvanların hayatını zorlaştırmaktadır. Işık kirliliği iklim değişikliğine gereksiz yere katkıda bulunur. Şehirlerin sokaklarını aydınlatmak için kullanılan ışığı üretmek için yakılan fosil yakıtların atmosfere saldığı karbon emisyonu atmosferi ısıtmakta ve mevsim değişliklerine sebebiyet vermektedir.  Bitkiler bile gündüz ve gece doğal döngüsüne bağlı olarak yaşarlar. Yapay ışığa uzun süre maruz kalmak, birçok ağacın mevsimsel değişime göre ayarlanmasını engeller. Yapay ışıklar kuşların göç etme döngülerini bozarak yerlerinden çok erken veya çok geç ayrılmalarına neden olur. Bu da yuvalanma için ideal şartları ortadan kaldırmaktadır. Kuşlar geceleri ay ışığı ve yıldızların ışığıyla göç ederler. Ancak her yıl milyonlarcası gereksiz yere aydınlatılmış binalara çarparak ölmektedirler.

Sıcaklık: İnsanoğlunun aktivitelere sonucu azalan orman alanları, artan karbon salınımı yaşadığımız dünyanın ortalama sıcaklığını arttırmaktadır. Bu etkiye “sera etkisi” denir. Ortalama sıcaklığın artması iklim değişikliklerine, yağışların düzensizliğine, kutup bölgelerindeki buzulların erimesine sebep olurken aynı ortamda yaşayan tüm canlıların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

Azot ve oksijen atmosferin ana gazları olmasına rağmen karbondioksit, metan ve normalde atmosferde bulunmayan sentetik kimyasalların oranlarında son yıllarda önemli artışlar gözlenmektedir. Bu gazlar güneş ışınlarının atmosferden geçerek dünya yüzeyine ulaşmasını sağlar. Bu ışınların yeryüzüne ulaşması sonucu oluşan ısı dalgalarını yansıtarak bunların tekrar atmosferin yukarı katmanlarına kaçmasını engellemektedirler. Bu özellikleri sayesinde dünya sıcaklığının şu andaki yaşanabilir düzeylerde olmasını sağlarlar. Ancak bu gazların atmosferdeki yoğunluğunun artması, güneş ışınları sonucu oluşan ısının tamamen yeryüzünde hapsedilmesine sonuç olarak ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Bugün yoğun bir şekilde tartışılan ve bilim insanlarını düşündüren konu; dünyanın sıcaklığında meydana gelecek 1-2 ºC’lik ısınmanın ormancılık, deniz seviyesi ve canlı organizmaların çeşitliliğinde neden olabileceği değişikliklerdir. Bu değişim sürecinin ne kadar hızlı olacağı ve ne kadar süreceği konusunda ne yazık ki bilim adamları tarafından görüş birliğine varılamamıştır.

Su: Tüm canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için suya muhtaçtır. İnsanoğlunun aktiviteleri su kaynaklarını hoyratça kirletmektedir. Hayatın başlangıcı olan suyun kirlenmesi “canlı” dediğimiz türlerin yaşamlarını derinden etkilemektedir.

Su kirliliği; suyun kalitesinde biyolojik, kimyasal ve fiziksel değişiklikler oluşması sonucu yaşayan organizmalar üzerinde zararlı etkilere yol açmaktadır. Su kirliliğinin kaynağı birçok şey olabilir; madencilik, tarım veya endüstriyel etkiler. İklim değişikliği de su kirliliğinin nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Yağmur sularıyla birlikte mikroorganizmalar, bitki kalıntıları ve zararlı kimyasallar, su kaynaklarına karışabilirler. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre her yıl yaklaşık 3,2 milyon kişi kirli su kaynakları veya temiz su kaynaklarına erişememe yüzünden ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklara bağlı olarak yaşamını yitirmektedir. Ölenlerin çoğu ise 5 yaşından küçük çocuklardır.

Her türlü atığın kontrolsüz olarak bırakıldığı dereler, nehirler, göller ve denizlerde yaşayan canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Besin zincirinin en önemli kısmını oluşturan suyun kirlenmesi tek hücreli canlılardan insana kadar bu dünyadaki tüm canlıları tehdit etmektedir. Sulama amaçlı kullanılan suların kirletilmiş olması besin zincirinin toprak ürünlerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Su kirliliği sonucu suyun özelliği bozulur. Kirletilmiş su; insan ve hayvan sağlığını olumsuz etkiler, canlıların yasamasını zorlaştırır, ekosistem dengesini bozar ve bitki büyümesini tehdit eder. Su kirliliğini oluşturan başlıca nedenler arasında hızlı nüfus artışı ve buna bağlı olarak tarımsal faaliyetlerin çevreye yaydığı kimyasallardan kaynaklanan kirlenmeler gelir. Bu kirletici unsurlar direk veya dolaylı olarak toprak kirliliğine de sebep olurlar. Sularda bulunan toprak kirletici maddelerin ve etkilerinin belirlenmesi, tarımsal faaliyetlerin yapıldığı bölgeler için büyük önem arz eder.

Toprak: Toprak, ana materyal adını verdiğimiz kayaçların, organik atıkların uzun bir süreç içinde birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik olay ve etkenlerle parçalanıp ayrışması sonucu ortaya çıkan ve dinamikleri devam eden doğal bir varlıktır. Topraklar, insan, bitki ve birçok hayvanın üzerinde durdukları, insanların yaşamlarını devam ettirebilecekleri tek yer yerdir. Çevrenin diğer unsurlarından su ve hava kirliliğinde ise kirliliğin ortadan kaldırılması çok daha kolay ve mümkündür. Toprak kirliliği, bilindiği gibi temizlenmesi en zor, bazen de hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam teşkil eder. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Toprak kirliliğine sanayi, tarım, erozyon, konutlar ve yerleşim birimleri kaynaklık etmektedir.

Artan dünya nüfusunun beslenme ihtiyacı için daha fazla tarımsal üretime olan ihtiyaç günümüzde tarımın yapılış şeklini değiştirmiştir. Az alanda daha çok verim elde etmek için genetiği değiştirilmiş tohumlar, zirai ilaçlar, kimyasal gübreler toprağın kirlenmesine sebebiyet vermektedir. Kimyasal gübre ve tarım ilacı uygulamaları da toprağın zamanla niteliklerini kaybetmesine yol açmaktadır. Toprak yapısını bilmeden bilinçsizce yapılan kimyasal gübrelerle gübreleme, bitkisel verimin düşmesinden başka, ileride toprak yapısının değişmesine de yol açabilir. Yanlış gübre cinsi kullanarak bitkilerde yanmalara ve kurumalara ve sonuç olarak ürünün azalmasına neden olmaktadır. Üretimi olumsuz etkilemektedir. Yanlış cins ve aşırı miktarda gübre kullanımı toprağın pH’sının normalden uzaklaşarak özelliğinin bozulmasına, mikroorganizma yaşamının olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır. Ekolojik dengeyi bozmaktadır. Uygun olmayan zamanlarda ve yanlış toprak derinliğine verilen gübrenin ürün randımanının artmasına ve eksilmesine neden olmaktadır. Yanlış gübre cinsi kullanmak topraktaki bitki besin maddesi dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Fazla miktarda azotlu gübre kullanılması sonucu topraktan yıkanmalarla içme suları ve akarsularla nitrat miktarı artabilmektedir, yüksek nitratın insan sağlığına zararlı etkileri vardır.

Tarımsal üretim için hava, su ve toprak ayrılmaz derecede birbirine bağlıdır. Her iklimde her ürün yetişmeyeceği gibi, her ürününde suya olan ihtiyacı farklıdır. Suya ulaşmak için kullanılan kaynaklardan birisi de yer altı sularıdır. Bu suların kontrolsüz olarak kullanılması ülkemizde “obruk” adı verilen çukurların oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Madde Döngüleri: Ekosistemin cansız öğelerinden olan ve canlılar için hayati önem arz eden maddeler dünyamızda devinimler yaparak bir döngü içerisinde hareket ederler. Maddelerin ekosistem içerisindeki bu dolaşımına madde döngüleri (çevrimler) denir. Bu maddeler su, oksijen, karbon, azot ve fosfor dur. Bu döngüler doğamızın kusursuz bir şekilde devam etmesi için gerekli olan dönemlerdir. Bu döngülerden bir tanesinin bile aksaması doğamız açısından büyük bir risk teşkil etmektedir. İnsan oğlunun bilinçsiz hareket etmesi sonucu bu döngüler zarar görmekte ve devamlılığı tehlike görmektedir.

Telifsiz stok vektör ID: 602372756

Bu döngülerden en önemli olanlardan biri su döngüsüdür. Doğadaki su döngüsü denizler, karalar, göller, nehirler gibi cansız ortamla canlılar arasında olur. Su döngüsünü bozan başlıca etkenler vardır bunlardan bazılarını sıralayacak olursak:

* Atık suların, temizlenmeden su kaynaklarına verilmesi,

* Ormanların ve diğer yeşil alanların azaltılması,

* Yeraltı sularının fazla miktarda kullanılması,

* Hava kirliliği nedeniyle asit yağmurlarının oluşmasıdır.

Bu verdiğiniz örnekler sadece bir bölümüdür. Diğer döngülere de bakarsak bir diğer önemli döngü karbon döngüsüdür. Karbon, canlıların yapısını oluşturan temel maddedir. Bunun kaynağı da atmosferde ve sularda çözünmüş olan karbon dioksittir (CO2). Fotosentez olayında, havadaki CO2 yeşil bitkiler tarafından alınınca, CO2 ‘in karbonu fotosentez yapan canlılara geçer. Bitkilerden besinlerle hayvanlara aktarılır. Bu arada besinlerin yıkılması sonucu oluşan CO2 tekrar atmosfere döner.

Ayrıca bitki ve hayvanların ölüleri ve artıkları, ayrıştırıcılar tarafından parçalanarak CO2 oluşur. Oluşan bu CO2 tekrar atmosfere geçer. Bu arada bitki ve hayvan fosillerinin toprak altında uzun süre kalmasıyla oluşan kömür, petrol gibi yakıtlar ve kurumuş bitki dokuları yanınca oluşan CO2 de atmosfere karışır. Böylece karbon, canlı ve cansız çevre arasında devirsel olarak kullanılır.

Fosil yakıtlarının fazlaca kullanılması ve yeşil alanların azalması sonucu atmosferdeki CO2 miktarı giderek artmaktadır. Atmosferde CO2 ‘in birikmesi, karbon döngüsünü olumsuz yönde etkileyerek sera etkisi yaratır. Sera etkisi sonucu, yeryüzünden atmosfere verilen ısı, CO2 tarafından tutulur ve dağılması önlenir. Bu olay yeryüzünün ısınarak buzulların erimesi ve sonuçta okyanuslardaki suların yükselmesi gibi olumsuzluklar yaratmaktadır.

Karbon devrinin, dolayısıyla doğanın dengesinin bozulmaması için;

– Yeşil alanların korunup artırılması,

– Fosil yakıt kullanımını azaltacak önlemlerin alınması gerekir. Böylece doğanın ve insanlığın geleceği korunabilir. Doğal karbon döngüsünün bozulması ile küresel ısınma oluşmaktadır. Küresel ısınma deniz seviyesinin yükselmesine neden olacak, yağış miktarını değiştirecek, ormanların, bitki ve hayvanların yok olmasına neden olacak, tarım sistemlerinde problemler oluşturacaktır. Özellikle kıyılarda yaşayan milyonlarca insanın göç etmesine neden olacaktır. Bu açıkladığımız döngüler dışında üç büyük döngü daha vardır.

Bu döngüler var olduğumuz bu dünyanın birer kanunu gibidir. Bu kanunlar çiğnendiği zaman bu doğa yok olma tehlikesi ile yüz yüze kalacaktır.

Telifsiz stok vektör ID: 1266859930

Yedinci Kıta: İçinde yaşadığımız dünyanın yeni bir jeolojik çağa girdiği konusunda pek çok bilim insanı hemfikirdir. “Antroposen” adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği ise, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açmış olması. Antroposen’de gezegenin insan eli değmemiş köşeleri gitgide azalırken, yerleşim merkezleriyle diğer canlıların paylaştığı kırsal arasında var olduğuna inanılan kültür-doğa ayrımı da ortadan kalkmaktadır. Dünya, şehirlerin tek bir megapolde birleştiği, merkezi olmayan, tamamen insan üretimi bir mekâna dönüşmektedir. Canlılar ile makinelerin, doğal ile yapay zekânın iç içe geçtiği ir çağda yaşamaktayız artık

Popüler bilimdeki adıyla “Yedinci Kıta”, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor. İnsan atıkları okyanusun ortasında dünyaya yeni bir kıta kazandırmıştır. Yedinci kıta, yağmur ormanlarının yandığı, plastik moleküllerinin okyanusları doldurduğu yeni dünyanın adıdır. 

SONUÇ: Bu dünya tüm canlıların beraberce yaşamaları için yaratılmış bir mekandır. Düşünen bir varlık olan insan maalesef gün geçtikçe diğer canlıların yaşam alanlarını bilerek veya bilmeden iyice daraltmaktadır. Bir Kızılderili atasözü der ki: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Unutulmamalıdır ki bu dünya hepimizin dünyasıdır. Hepimiz gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak zorundayız.

http://www.eba.gov.tr

https://havakalitesi.ibb.gov.tr/Icerik/bilgi/ozon-tabakasi

https://yesilgazete.org

https://www.uplifers.com

http://www.istesaglikdergisi.com.tr

https://bienal.iksv.org

 

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.