ANKARA HAVA DURUMU
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları

Gelard

Yapay Zeka Robotları Bir gün Özgürleşip Allah’a İnanabilirler mi? Prof. Dr Mustafa Çevik

- +
Yapay Zeka Robotları Bir gün Özgürleşip Allah’a İnanabilirler mi? Prof. Dr Mustafa Çevik

 

Yapay Zekâ Robotları Bir gün Özgürleşip Allah’a İnanabilirler mi?*

Prof. Dr. Mustafa ÇEVİK

 

Özet

Bu yazıda yapay zeka robotlarının gelecekte inisiyatif alıp alamayacakları sorunu irdelenmektedir. Yazıda önce yapay zekâ robotlarına dair genel algı, daha sonra bu algının haklılığı konuşulacaktır. Yapay zekâ robotlarının programlanmış yapıları ile doğadaki cisimlerin yapısı arasındaki benzerlik konuşulacak. Yapay zekâ robotlarının duygu, özgür irade, seçim konusunda insan ile karşılaştırılması yapıldıktan sonra meleklerin robotlar ile olan benzerlikleri ele alınacaktır. Son olarak da robotların özgür irade kullanamayacaklarının gerekçeleri üzerinde durulacaktır.

 

Robotlar hakkında çoğu zaman abartılı ve bilinçli olmayan konuşmalar yapılır. Sanki insanın daha gelişmiş hali veya sanki gelecekte bir gün karar alıp insana egemenlik kurup yöneteceklermiş gibi konuşulur. Bu konuşmaları bir bilim insanından, bir düşünürden, bir din adamından veya bir politikacıdan duyabilirsiniz. Yapay zekâ ürünleri hakkında bu tür konuşmalar yapanların göremediği bir sorun vardır. Robotların bir gün karar alıp insanı yönetmesi için kendi başına karar alacak otonomiye sahip olmaları gerekir. Onlar bilinçlice tercih yapabilmeli, inisiyatif alabilmeli vs. Ve ayrıca bütün bunlar için de bir “özgür irade”ye sahip olmalıdır.  Peki, robotların bir gün karar alıp insanı yöneteceğini ve bir gün insanın yerine geçebileceğini söyleyenler bu sorunun hesabını vermişler midir? Elbette hayır. Bu tarz konuşmaları yapanlar robotlar hakkındaki bilgiden hareketle bunları söylemiyorlar. Bu sadece onların teknoloji ve yapay zekâ robotları için besledikleri bir temennidir. Bunun böyle olduğunu bu yazıda kanıtlamaya çalışacağız.

Elbette yapacağımız kanıtlama robotların laboratuvar ortamında incelemesi olmayacaktır. Zaten robotların sözü edilen bağlamda bu şekilde incelenmesi de mümkün değildir. Yapılacak olan şey robotların ve robot teknolojisi ile ilgili bu tarz konuşmalar arasındaki tutarsızlıklardan hareketle robotların özgür iradeyle inisiyatif alamayacaklarını ortaya koymak olacaktır.

Onun için başlıkta “Robotlar bir gün Tanrı’ya inanabilir mi?” şeklinde ironik bir soru sordum. Çünkü eğer bu konuşanların öngörüleri haklı ise yani robotlar bir gün özgür irade sahibi olup tercih yapacak ise pekâlâ Tanrı’ya inanmayı da tercih etme olasılığı olabilir demektir.

Yoksa bu soru aslında çok farklı şekilde de sorulabilirdi. Mesela robotlar öğrenebilir mi? Robotlar düşünebilir mi? Robotlar ağlayabilir mi? Robotlar gülebilir mi? Robotların duyguları olabilir mi? vs. Bütün bu soruların ortak vurgusu robotlar için özgür iradenin mümkün olup olmayacağıdır.

Peki, insanlar bu sorularla aslında ne demek istiyorlar? Felsefi sorun nedir burada? Bilindiği gibi felsefe bir konuda tâli sorunları bırakıp onları üreten asıl sorunu görebilmektir. Peki, burada esas sorun nedir? Esas soru şudur: Robotlar kendisine öğretilenden başkasını isteyebilir mi? veya robotlar öğretilmeyen bir tercih yapabilir mi? Yukarıda işaret ettiğimiz bütün sorular bu temel sorunun türevleridir.

Peki, bu soru neden bu kadar önemlidir? Bu soru çoğunlukla robotların veya yapay zekaların bir gün inisiyatif almaları durumunda oluşturacakları tehlike veya tehdit nedeniyle dile getirilir. Tabi ki bu sorun önemlidir. Çünkü böyle bir durumda insanlık büyük bir felaketle karşı karşıya gelmiş olacaktır. Fakat bizim ilgilendiğimiz sorun bu değildir. Bizim ilgilendiğimiz sorun felsefi-teolojik bir sorundur. Şöyle ki: Kişiyi bir nesneden (cisimden) ayıran en temel şey kişinin (insanın)  seçiminin bilinçli ve iradi olması; cismin yani nesnenin ise eylemlerinin seçimli olmamasıdır.  Peki, robotların eylemleri insanın seçilmiş eylemlerine mi yoksa nesnelerin seçilmemiş eylemlerine mi benzemektedir? Aslında bütün canlı ve cansız varlıklar programlandığı gibi davranır. Programlarının gerektirdiği şartlar oluştuğunda her zaman beklenen ve olması gereken eylem gerçekleşir. İnsan bunun istisnasıdır. Buna yapay zekâ robotları da dâhildir elbette.  İnsan programlandığı gibi davranmaz. Programının dışında da seçim yapar. Başka türlü davranması mümkün olduğu halde bir eylemi seçer ve yapar. Kur’an’da bu konuyla ilişkili olduğunu düşündüğümüz bir ayet var. Bakara suresinin 30-32. ayetleri şöyle:

 “Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit melekler, “Biz seni överek anarken ve yüceltip dururken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye cevap verdi.k Allah Âdem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.” (Bakara/30-32)

Bu âyetler ile bahsedilen “halife” kimdir? Bu teologlar tarafından tartışılır.  Sadece Adem Peygamber midir yoksa bütün insan türü müdür? Aslında ister “Adem” olsun isterse “bütün insanlık” olsun çok fark etmez. Bu yazının konusu ile ilgili olan kısmı ayette geçen “biz senin bize öğrettiğinden başkasını bilmeyiz” sözleridir. Bu sözler meleklerin, insanın üstünlüğünü kabul etmek için Allah’a yaptıkları bir itiraftır aslında. Çünkü melekler bu yeni tür varlığı, yani Allah’ın “halifesi” diye yüceltiyor. Meleklerin insanın üstünlüğünü kabul ettiği nokta nedir? Onun daha fazla bilgili olması ile üstünlüğüne vurgu yapıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken esas nokta bu övgünün sadece bilginin fazlalığından olmamasıdır. Meleklerin ifadesinden iki tür varlık arasındaki temel ayrımı da anlıyoruz.  Burada ayetin söz konusu ettiği iki tür varlık var. Biri melekler, diğeri insan yani Adem. Bu ikisi arasındaki fark bilginin niceliğinden çok kaynağı ile ilgilidir. Birinde yani melek türünde bilgi sadece öğretilen iken, insan türünde ise bilgi çoğaltılan, öğretilenden yeni bilgiler çıkarabilen durumdadır. Meleklerin bilgisi “sadece kendisine öğretileni bilmek” şeklinde sınırlıdır. İnsanın ise bilgisi, öyle anlaşılıyor ki, “sadece kendisine öğretilen” ile sınırlı değil.

İnsan da bütün canlılar gibi bir takım bilgilere sahiptir. Bu bilinen bir konudur. Her canlı türünün kendine özgü olan bilgileri, savunma sistemi ve kendi türü içinde bir iletişim şekli vardır. Biyolojik olarak türler değişiyor evriliyor olsa da türlerin kendi bilgi şeklinin büyük oranda değiştiğini göremiyoruz. Ben burada biyolojik süreçten değil bilişsel süreçten bahsediyorum. Bilinçlilikten, zihinden veya ruhtan söz ediyorum. İnsanın bilinç, zihin ve zekâ durumu, yukarıya alıntıladığımız, Kur’an ayetinde söz konusu edilen meleklerde olduğu gibi “sadece öğretileni bilmekle sınırlı” değildir. İnsanın durumu farklıdır. O meleklerden ve hayvanlardan farklı olarak kendisine öğretilen bilgileri artırabilen, dönüştürebilen ve çoğaltabilen bir zihin ve bilinç yapısına sahiptir.

Peki acaba hayvanlarda içgüdüsel olarak var olan bir takım bilgiler gibi insandaki bu akıl veya bilinç durumunun da bir tür içgüdü olduğunu söylememiz mümkün müdür? David Hume böyle bir fikri ileri sürer. Hume der ki: akıl ruhumuzdaki harika ve anlaşılmaz bir içgüdüden başka bir şey değildir. (Hume: 179)

Peki içgüdü nedir? Sorduğum şey içgüdünün kaynağı değil. Çünkü kaynağını sormak canlılara bu içgüdünün nasıl girdiğini sormaktır. Hayvanların bunu ne zaman edindiklerini ya evrimle ya da yaratılış ile izah getirebilirsiniz. O nedenle içgüdünün kaynağı yerine onun ne olduğu üzerinde durmak istiyorum burada. Her ne kadar insanda da bir takım içgüdüsel davranışlar var ise de insan genelde özgür irade kullanarak ve seçimle hareket eder. Onun için içgüdünün hayvanlara özgü olduğunu kabul ederek tartışmayı sürdürelim, şimdilik. İçgüdü, hayvanların belirli durumlarda belirli uyarıcılar karşısında aynı davranışları sergilemesidir.  Hayvanlar her zaman belirli durumlarda ve belirli uyarıcılar karşısında kendi türüne özgü davranışlar ortaya koyarlar. Bu davranışlar belli yapıdadır, doğuştandır, öğrenilmemiştir ve türe özgüdür. (bak, Ryan-Deci:28-30) Uexküll’e göre “hayvanlarda sadece mekanik yapı değil aynı zamanda organları içine yerleştirilmiş olan operatör de var. O nedenle artık hayvanları basit makineler olarak değil, temel faaliyetleri algılamadan ve eylemden oluşan nesneler olarak görüyoruz. “(Uexküll: 6)

Öyle görünüyor ki “içgüdü” aslında hayvanlarda doğuştan gelen bir özelliktir. Her ne kadar çoğu biyologlar, Uexküll’ün ifade ettiği gibi hayvanların makinelerden farklı olduğunu söylese de rahatlıkla  hayvanlarda “içgüdü”nün belirleyici olduğunu kabul edebiliriz. Çünkü hayvanlar türünden farklı bir planlama veya seçim yapmış olsalardı davranışları da farklılaşırdı. Yani hayvanın içgüdünün yönlendirmesine rağmen seçme gücü ve özgürlüğü yoktur.

İslam düşüncesinde melek de iradesi olmayan ve kendisine verileni sadece yapan varlıklar olarak kabul edilir. Hatta, sadece melekler değil, bütün fiziksel varlık dünyasının kendi yaratılışı doğrultusunda hareket ettikleri kabul edilir. Bu Kur’an’da çoğu yerde ifade edilir. ( Hac,22/18; Rahmân,55/6.). Benzer şekilde bir takım itirazlara rağmen, genel olarak İslam alimleri bütün varlıklar gibi meleklerin de yaratılışlarına uygun hareket eden varlıklar olduklarını kabul ederler. Yaratılışa uygun hareket etmek demek kendi doğasıyla sınırlı olmak demektir.

Evrendeki canlı veya cansız her varlık gibi melekler de cüz-i irade olmadan var olurlar. Yani melekler de diğer biyolojik veya fiziksel cisimler gibi sadece “kendisine öğretileni” uygulamaktadırlar. Bir canlı hücrenin karmaşık içyapısını ve onun işleyişini düşünelim. Hücre, sadece “kendisine öğretilen şeyleri” gerçekleştirmektedir. Başka bir şey değil. Robotların işleyişini de hücre gibi düşünebiliriz. Çünkü onlar da programlandığı gibi hareket etmektedirler. Bu durumda hücrelere dair söylediğimiz yargı, robotlar için de geçerlidir diyebiliriz. Çünkü onlar da, tıpkı hücreler gibi, programlandığının dışında bir şeye kalkışamazlar.

Eğer robotların bir seçme iradesi yok ise o zaman onlar gülemezler, inanamazlar, sevemezler vs.

 

Bir Robot Neden Düşünemez?

Düşünmek, inanmak, gülmek, duygulanmak vs. insani ögelerdir. Bir robotun insani duygulara sahip olması Cameron Hamilton’un dediği gibi onun insan olması demektir. (Hamilton, 57)  Alain Turing 1950’de makinelerin konuşabileceğini ileri sürmüştür.

Turing’in ileri görüşlülüğü takdir edilmelidir kuşkusuz. Fakat bilgisayarların konuşması mümkün olsa da bu konuşmanın ancak ve ancak “kendisine öğretilen” çerçevede olması mümkündür. Başka türlü programlanmışlığın dışına çıkmaktır. Bir robotun program dışı insiyatif kullandığını varsayalım. Bu durumda:

1-Robot’un neye göre tercih yaptığı anlaşılamayacaktır. O durumda bu ya bir arızadır ya da rastlantısal bir durumdur. Eğer bir arıza ise o artık çalışmayan bir robottur. Ama eğer o bir rastlantısal durum ise bu rastlantısal durumun bir mantığı olmalıdır. Çünkü bu ne bir tercihtir ne de bir insiyatiftir. İnsiyatif kullanımında insanın belli bir takım rasyonel veya duygusal gerekçeleri vardır. Bu gerekçe bazen sistematik olabilir ama bazen de tek seçimlik insiyatiflerdir. Ama her birinin bir tercih nedeni vardır.

2- Eğer robotun neye göre tercih yaptığı anlaşılabilir ise o zaman bu programlanmış ve dolayısıyla beklenen bir durum demektir. Yani her x durumunda y tercih edilmesi gerekir. O nedenle robot y sonucunu tercih etmiştir. Böyle bir durumda robotun insiyatif kullandığı da söylenemez.

Robotların inisiyatif kullandığını söylemek onların özgür iradeye sahip olduklarını ileri sürmektir. Bilindiği gibi insanın özgür iradeye sahip olmadığını iddia eden çok sayıda düşünür vardır.  İnsanın özgür iradesi tartışmalı iken robotun özgür iradeye sahip olduğunu ileri sürmek daha zordur. Searle’in dediği gibi “dikkat edeceğimiz ilk şey, özgürlüğün esas olarak bilince bağlı oluşudur. Özgürlük, neden bilinçli varlıklara özgü bir özelliktir? Bir kimse, bilinci olmadığını bildiğimiz bir robot yapsa, bu robota hiç kimse özgürdür demeyi düşünmez. Hatta bu robot rastgele hareket etse ve onun davranışları önceden tahmin edilemez olsa bile, onun kendi özgür davranışımızdan anladığımız anlamda özgür davrandığını kimse söyleyemez.” (Searle: 120)

Özgür irade demek süreç inşa etmek demektir. Ama robotun kendisi bir inşa sürecidir. Eğer robot bir aşamadan sonra kendisi süreç inşa eder ise robot insanlaşmış olur. Böyle bir durumda robotların ahlaki sorumluluk da üstlenmiş olması gerekir. Çünkü özgürce tercih yapıyor.

Peter Singer ve Agata Sagan imzasıyla The Guardian’da  yazılan “When robots have feelings?” başlıklı yazıda “eğer robotların duyguları olacaksa onların haklarını da korumamız gerekecektir” deniyor. (The Guardian, 12 Aralık 2009) Çünkü eğer robotların duyguları olacak ise, yukarıda belirttiğimiz gibi, bu bir özgür ve bilinçli tercihtir. Bu seçimi özgür kılan da aslında onun o davranışı o anda seçmeyebiliyor olmasıdır. Mademki seçti o halde bilinçli bir tercih yaptı. Burada iki şeyin korunması gerekir: birincisi, robotun seçme hakkı, ikincisi, onun ahlaki ve dolayısıyla da hukuki sorumluluğu.

Hem Tanrı, hem devlet hem de toplum böylesine özgürce yapılan tercihten insanı sorumlu tutar. Ama bu sorumlu tutma düşüncesinin altında yatan onun özgür iradeyle seçmiş olmasına dair kabulüdür. Onun için eğer robotlar duygusal veya başka bir nedenle özgür seçim yapabilecek olur ise sahibinin de kendisinden korunması gereken düzenlemeler yapılması gerekir. Tanrı’nın melekleri, hayvanları ve fiziksel nesneleri değil de insanı sorumlu tutmasının temelinde ona verilen “özgür seçim hakkı” vardır.

Bu yönüyle robotlar ya özgür seçim yapma, düşünme, hissetme, üzülme vs. yeteneklerine benzeyen insan benzeri makinalar sayılacaktır, ya da aslında, meleklerde de olduğu gibi, kendisine öğretilen veya verilen ile yetinmek zorunda olan varlıklar kabul edilecektir. İlkinde özgür olacaktır ikincisinde de bir tür programlanmış determinal durum olacaktır.

Onun için rahatlıkla denilebilir ki robotlar bilinçli tercih yapsalar bile biz onun bilinçlilik durumunu saptayamayız (Singer-Sagan, aynı yer). Çünkü bugün henüz insanın dâhil bilinçlilik durumu da çok anlaşılmıyor. Bilim araştırmalarında gözleme dayalı tahminlerin ötesine geçen bir şey yoktur.

Benzer bir başlık da 24 Şubat 2017 tarihinde Independent gazetesinde başlığa çekilmiş. Başlık şu: “Robots and AI could soon have feelings, hopes and rights?..” (Robotlar çok yakında hislere, umutlara ve haklara sahip olacak). Haberde devlet hizmetinde yapay zekâ robotlarının kullanılması için yasal izin alınması sürecinden bahsediyor. Yasal düzenleme önerisinde robotlardan “robot personhood” (robot kişilik) diye söz edilmektedir. Haberde bizi ilgilendiren burasıdır. Bir robotun “kişiliğinden” söz etmek doğrudan “kişi hakları” tartışmasını da gündeme getirir. Ancak bir varlığı “kişi” yapan rasyonellik değil iradedir. (Frankfurt: 11)

Harry Frankfurt’un bu şartından yola çıkarak Peter Baumann da bir varlığın “kişilik” olarak kabul edilmesi için üç şart öne sürer:

1-Bilişsel yeterlik

2-Öz bilinz

3-Özgürlük ve otonomi (Baumann:4)

Frankfurt ve Baumann’ın söylediklerini birlikte düşündüğümüzde ortak şeyin “otonomi” olduğunu söyleyebiliriz.

Benzer şekilde Mary Anne Warren de bir varlığın “kişi” olması için beş neden sayar:

1-Bilinç (dış ve / veya iç nesne ve olayların) Ve özellikle ağrı hissetmek için kapasite;

2-Akılcılık (yeni ve nispeten çözülmesi için gelişmiş kapasite Karmaşık sorunlar);

3-Kendini motive eden etkinlik (nispeten etkinlik Genetik ya da doğrudan harici kontrollerden bağımsız olarak);

4-Hangi yolla olursa olsun mesajlar iletme kapasitesi. Sınırsız çeşitlilikte, yani sadece bir belirsiz sayıda olası içerikler, ancak süresiz olarak. Olası birçok konu;

5-Benlik kavramlarının varlığı ve benlik bilinci. Bireysel veya ırksal veya her ikisi de. (Warren: 3)

Burada insan ile diğer varlıklar arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. İnsan otonom davranacak kadar bir iradeye sahipken diğer varlıklar “kendi doğaları ile sınırlı” bir şekilde hareket ederler. Tanrı dışında otonom varlık olarak sadece insan vardır ve bu nedenle sadece insana ahlaki sorumluluk yüklenir.

İrade sahibi olmak kurallara uymak değil onları bilerek yani kasten ihlal etmek veya bilinçli şekilde itaat etmektir. Bunun için yapay zeka robotları üretenler kurallara uyan uysal robotlar değil, kuralları ihlal eden robot üretmeleri gerekir.  Yani kendi başlarına karar alabilen robotlar üretmeleri gerekmektedir.

İnsanın biyolojik süreci belki kurallara uygun yaşayan robotlara benzetilebilir. Fakat insanın “kişi” dediğimiz bilinç ve irade alanı robotların ve biyolojik süreçlerden tamamen farklı gibi görünmektedir.

Kişi dediğimiz insan otonom davranacak kadar bir iradeye sahipken diğer varlıklar “kendi doğaları ile sınırlı” bir şekilde hareket ederler.

Bir robotun eyleminin “tercih” sayılması için, birincisi, onun yarar veya zarar maksadıyla seçilmiş olması gerekir; İkincisi, robotu yapan veya yöneten kişiden bağımsız olarak seçilmiş olması gerekir.

Robotların bir eyleminin bilinçli kural dışı tercih ve ihlal sayılması için John P. Sullins’in dediği gibi kullanıcıdan bağımsız olması  gerekir. (Sullins:24) Bir robotun tercihi onun kendisine öğretilenden farklı tercih yapması demektir. Bu da bir anlamda yüklenmiş proğramı dönüştürmesi demektir. Burada sorun, robotun duygu sahibi olması ya da olmaması değildir. Sorun robotun kendini var eden insana isyan etmesidir. Bu da robotun artık makine olmaktan çıkmış olması insana dönüşmesi demektir.

Meleklerin “kendilerine öğretilenin” dışına çıkamaması da buradaki robotlara benzemektedir. Çünkü robot veya genel anlamda makineler kendilerini var eden gücün tasarımının dışına çıkmamaktadırlar. Çünkü bir özgür iradeye sahip değiller. daha önce ifade ettiğimiz gibi sadece melekler değil aslında bütün cisimler, hayvanlar ve bitkiler benzer şekilde seçim yapmadan “kendilerine öğretildiği” gibi çalışmaktadırlar. Benzer şekilde hiç bir dini veya felsefi sistemde bunlar ahlâken sorumlu da tutulmazlar. Çünkü ahlâki sorumluluk özgür seçim yapmayı gerektirir.

Selmer Bringsjord, Daniel Dennet’in robotlar bir gün özgür iradeye sahip olurlar iddiasına karşı robotların asla programlandığından farklı bir şekilde otonom iradeye sahip olamayacaklarını ileri sürer. (Brinsjord: 2007) Çünkü, Haselager’in de belirttiği gibi, robotlar belki bağımsız şekilde iş yapıyor olabilirler, her ne kadar seçimler amaca bağlı olsa bile, amacı belirleyen hala insandır, programcıdır. (Haselager: 519)  Hiçbir varlık kendisinin var oluş amacını belirleyemez. Olmadan önce olmak konusunda tercih söz konusu olamaz. İnsan istisna olarak var olduktan sonra irade sahibi olur. Yazının başında da belirttiğimiz gibi iradesi olmayan varlıklar kendi ilk baştaki varoluşlarına karar vermedikleri gibi kendi varoluş süreçlerine de müdahale edememektedirler. Taş, topkar, su, hava vs. bütün doğadaki elementler programlandıkları gibi varlıklarını sürdürürler. Biyoloji ve teknolojik ürünler de doğadaki bu elementlerden oluştukları için hem kendi hücresel iç yapıları hem de genel yapısı bu işleyişten ayrı değildir. Mantık basit. Kendisi karar veremeyen canlı veya cansız bütün varlıklar kendisi hakkında önceden veya o an verilen karar doğrultusunda yürürler. Robotlar da böyledir. Kendileri karar veremezler. Çünkü seçme özgürlükleri yoktur. Ve hiç bir zaman olmayacaktır da. Onlar programcılarının onlar için oluşturdukları mantıksal örgü içinde hareket ederler.

Kimi zaman şu tarz haberler duyarsınız: Bir X üniversitede geliştirilen bir robot insan tepkilerine anlam veriyor. Örneğin yüz ifadesinden karşıdaki insanın üzgün mü yoksa mutlu mu olduğunu anlıyor. Ve bundan yola çıkarak bir süre sonra robotların da insan gibi hissedebileceği iddia edilir. Burada karıştırılan bir şey var. Sensör ile hissetme karıştırılıyor. Sensör bir teknoloji duyarlılığıdır. Bu aslında mekanizmin rafine halinden başka bir şey değildir. Bir tür iç mekanizmadır bu. Veya gözle görülmeyen bir mekanizmadır. Ama mantıksal baktığında yüz okumanın bir mekanik anlamlandırmadan farkı yoktur. Çünkü her iki durumda bir etki ve bir tepki vardır. Yüzün x şeklinde olması durumunda robota mutluluk, y şeklinde olması durumunda da üzüntü olarak tanıtılınca robotun yüz hattının şeklinden karşıdakinin hangi “işareti” yaptığını kestirmek zor olmayacaktır. Ama karşıdaki kişi kasdi olarak mutluymuş gibi yüz şekli yaparsa robot bunu bilemeyecektir. Bunu “insan” da bilemez tabi ki. Çünkü ruh hali beden halinin aynısı değildir. O sadece bir anlam halidir.

Bir video oyununun veya bir oyuncağın oynatıcı olmadan farklı hamleler yapıyor olması gibi durumların gelecekte robotların özgür irade ve otonomiye sahip olacağını savunmak saflık olur. Çünkü burada ne kadar ince detayları hesaplarsa hesaplasın bir robotun çalışması nihayetinde bir programlama işidir. Onu üreten kişinin yerleştirdiği programlama ne istemişse onu yapmaktadır. Çok fazla iş yapması, karmaşık işlemler yapması veya çok ileri düzeyde seçenekleri hızlı hesaplamasının tamamı sadece hızlı işlem yapmasıyla ve rafine iş yapmasıyla mümkün olmaktadır. Klasik mekanikten farkı manyetik alanda ve hızlı çalışmasıdır. Ama mantık aynıdır “x ise y”, “x2 ise y2” şeklinde bir hesaplamadan başka bir şey değildir.

Yukarıda da belirtildiği gibi bir robotun artık “insan gibi” davrandığını iddia etmek için onun programının dışına çıkıp özgürce ve beklenmedik tercih yapmış olması gerekiyor. Bazen nedensiz bazen öylesine bazen de kendine göre bir nedene bağlı yaptığı özgür tercihler insanı insan kılmaktadır.

Bu durumda denilebilir ki robotlar hiçbir zaman düşünemeyecekler. Çünkü özgür iradeye ve seçim yeteneğine sahip değildir. Robotlar programlanmıştır. Canlı ve cansız varlıklar da programlanmıştır. Her ikisi de içinde var olan “iç mekanizma” ile hareket ederler. O halde evrende iki türlü varlık vardır: mekanizma ile hareket edenler ve mekanizma ile hareket etmeyen varlıklar. Mekanizma ile hareket edenler ikiye ayrılır: Birincisi “dış mekanizma” ile hareket edenler, ikincisi “iç mekanizma” ile hareket edenler. Bütün mekanik varlıkların dış yüzeyleri “dış mekanizma” kurallarına tabidir. Mekanik varlıkların iç yapısı da “iç mekanizma”ya tabidir. Örneğin bir taşın dış yapısı dışarıdan gelecek mekanik etki ile yerinden oynar. Bu mekanik hareket gözle görülür. İç yapısı ise görülmez bir “iç mekanizma” ile değişir. Ve bu gözlenmez. Ancak dijital veya laboratuvar ortamda gözlenebilir. Ancak aradaki fark “öz farkı” değil “derece farkı”dır. Derece de incelik ve kabalık farkıdır.

Aynı şey bir robot için de geçerlidir. Robotun dış yapısı fiziksel ve görünen bir etki ile hareket eder. Bu “dış mekanizma” durumudur. İç yapısı ise “program dili” ile işleyen bir “iç mekanizma”dır.

Bir de “evren”de mekanizma ile hareket etmeyen varlıklar vardır. Bunlar da hayvanlar ve insanlardır. Hayvanların ve insanların aynı tür içinde hareketleri aynıdır. Ancak yine de hayvanların ve insanların eylemlerini ve tepkilerini önceden tahmin etmek her zaman mümkün değildir. Bu tahmin edememe durumu hayvanda az insanda fazladır.

Hayvan büyük oranda içgüdüsel olarak hareket eder. Bu içgüdü hareketinin bir tür “iç mekanizma”ya benzediğini söyleyebiliriz. Ancak, yine de bütün hayvanların “x” durumunda içgüdüsel olarak “y” eylemini gerçekleştirirler diyemiyoruz.

Bu durum, insan için daha da karmaşıktır. İnsanın fiziksel dünyası yani bedensel yapısı biyolojinin bir tür mekanik yapısına tabidir. Dış bedeni “dış mekanizma”ya iç bedeni de, hücresel yapı gibi, “iç mekanizma”ya tabidir.

Ancak insanın iç dünyası “mekanizma” kuralına tabi değildir. Ne “iç mekanizma” ne de “dış mekanizma”.

İnsanın zihin ve ruh dünyasında gerçekleşen şeyler “kişi”nin (person) özgür iradesine göre şekillenir. Özgürlük bilinci farklı olabilir. Özgürce davrandığını sanıp “toplumsal yönlendirme” baskısı altında tercih yapıyor olabilir. Ancak, yine de o bir seçimdir ve özgürcedir. O eylemi yaptığında özgürdür, bir “mekanizma”ya bağlı değildir.

O nedenle denilebilir ki robotlar hiçbir zaman insan gibi davranamayacaktır. Çünkü bunun için “kişi” olmaları gerekir. Kişi olması için de yukarıda saydığımız şartları taşıması gerekir. İnsan ile robot arasındaki temel fark ontolojik farklılıktır, gelişme ve evrilme farkı değildir. Ve bu nedenle robotlar için inanmak veya inkâr etmek mümkün değildir. Onlar için otonom karar verme özgürlüğü yoktur. Özgür iradenin robotlar için imkansız olması nedeniyle onlara dair düşüncelerin bir temenniden ibaret olduğu görülmektedir.

References:

  1. Hume, David, Treatise of Human Nature, ed. L. A. Selby-Bigge, rev. P. H. Nidditch, Oxford: Clarendon Press 1978.
  2. Edward L. Deci,Richard M. Ryan, Intrinsic Motivation and Self-Determination in Human Behavior, NY:1985.
  3. Hamilton, Cameron, “On the Possibility of Robots Having Emotions.” Thesis, Georgia State University, 2014. http://scholarworks.gsu.edu/philosophy_theses/150.
  4. Turing, A.M. (1950). Computing machinery and intelligence. Mind, 59, 433-460, http://www.loebner.net/Prizef/TuringArticle.html.
  5. Singer, Peter-Sagan, Agata, “When robots have feelings” The Guardian, 12 Aralık 2009.
  6. Frankfurt, Harry G., Freedom of the Will and the Concept of a Person, The Journal of Philosophy, Vol. 68, No. 1 (Jan. 14, 1971), pp. 5-20
  7. Markou, Christopher, “Robots and AI could soon have feelings, hopes and rights … we must prepare for the reckoning”, Independent, 24 Şubat 2017. (http://www.independent.co.uk/news/science/robots-and-ai-could-soon-have-feelings-hopes-and-rights-we-must-prepare-for-the-reckoning-a7597966.html)
  8. Baumann, Peter, “Person, Human Beings and Respect”, Polish Journal of Philosophy, (No:2, 2007), 5-17.
  9. Searle, John., Akıllar, Beyinler ve Bilim, Say Yayınları, Çev. K. Bek, İstanbul 1984.
  10. Sullins, John P., “When Is a Robot a Moral Agent?”, International Review of Information Ethics Vol. 6 (12/2006), s. 24.
  11. Bringsjord, Selmer, (2007): Ethical Robots: The Future Can Heed Us, AI and Society (online).
  12. Haselager, Willem F. G., Robotics, Philosophy and the Problems of Autonomy, Benjamins Publishign Combany, 2005.
  13. Uexküll, J. Von, 1957, “A stroll Through the worlds of animals and men: Apicture book of invisible worlds”. Semiotica 89 (4): 319-391.
  14. Warren, Mary Anne, “On the Moral and Legal Status of Abortion”, Biomedical Ethics. 4th ed. T.A. Mappes and D. DeGrazia, eds. New York: McGraw-Hill, Inc. 1996.

 

* Bu yazının aslı Beytulhikme An International Journal of Philosophy dergisinin 7. Cildi/2. Sayısında “Will It Be Possible for Artificial Intelligence Robots to Acquire Free Will and Believe in God?” başlığı ile yayınlanmıştır.

** Prof. Dr., ASBU, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Felsefe Bölümü.

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.