15°C
ANKARA HAVA DURUMU15°C Parçalı Bulutlu
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları Arşivi

Gelard

BİR BAHÇEM OLSA RENGÂRENK/ Hatice Tezgel/ Makina Mühedisi

- +
BİR BAHÇEM OLSA RENGÂRENK/ Hatice Tezgel/ Makina Mühedisi

 

BİR BAHÇEM OLSA RENGÂRENK

Kültür, inanç ve duyguların harmonisi olan bahçeler; günümüzde ekolojik dengenin bir parçası olarak algılanmakta olup, bu bahçeler ile, doğal dengeyi korumanın yanı sıra kentlerin karmaşası içindeki insanı doğayla kucaklaştırmak da amaçlanmaktadır.

“Ne doğan güne hükmüm geçer,                                                                                                    

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül, Tanrısına der ki:

– Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!”

 

Cahit Sıtkı Tarancı’nın yukarıdaki dizelerinde de altını çizdiği gibi; doğa ve özelinde doğanın tüm güzelliklerini tek çatı altında birleştirmeyi amaçlayan bahçeler, insanın duygu dünyasına hitap eden en önemli etkenlerdendir.

Doğaya olduğu gibi bahçelere bakış açısı da tarihsel süreç içinde değişkenlik göstermekle birlikte, hiçbir zaman önemini yitirmemiştir. İnsanoğlu doğayı; kimi zaman ilerleyişinin önünde engel teşkil ettiğini düşündüğü için yok etmeye çalışmış, kimi zamansa hayat kaynağı gördüğünden yararlanmaya çalışmış, bazen hükmetmiş bazen de koruyup kollamıştır. Doğa; İhtişam ve zenginliğin göstergesi olarak kullanıldığı gibi, kimi zaman da sanatla birleşerek coşkun duyguların ifade edilmesinde araç olarak kullanılmıştır.  

SEVGİLİYE SUNULAN BİR EFSANE: BABİL’İN ASMA BAHÇELERİ

Her ne kadar var olup olmadığı ve yerinin tam olarak nerede olduğu tam olarak netleşmese de, Babil’in Asma Bahçeleri, Antik Yunan kaynaklarına dayanan güzellik tasviri ile günümüze kadar taşınarak dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul görmüştür. MÖ 605-562 yıllarında hüküm sürmüş olan Nabukadnezzar’ın Asur’a karşı Medlerle MÖ 614’te yapmış olduğu siyasi ittifaka paralel olarak Med kralı Astyages’in kızı Amytis ile evlendiği, dağlık ve yeşil topraklardan gelen karısının, yaşadığı topraklara özlemini azaltabilmek için bu bahçeleri inşa ettirdiği söylenir. Sarayın içine dağ görünümü verebilmek için çok yüksek taş teraslar oluşturup her tür ağacı dikerek asma bahçeleri kurmuş, yeşilliklerle bezeli bahçeler ile göletleri birleştirerek Mezopotamya’nın kurak topraklarında, adeta çöl ortasında vahayı inşa etmiştir.

    1899-1917 seneleri arasında Alman arkeolog Robert Koldewey’in başkanlığındaki bir heyet, yaptığı kazılarda önemli bulgular elde etmiş, özellikle Yeni Babil dönemindeki mimarisinin büyük bölümünü ortaya çıkarmıştır. Heyete göre “tonozlu yapı” (kemerlerin bir araya gelmesiyle oluşan tavan örtüsü) olarak adlandırılmış olan kat kat sıralı bahçeler, nehirden su çeken meyilli su kanalları ile sulanmaktaydı. Yapıda kuzey ve güney yönlü bir koridorun her iki yanında bu koridora açılan her biri kalın duvarlarla çevrili yedişer adet oda bulunur. Bütün olarak bir dikdörtgeni andıran bu odaların çevresini yine batı ve güney yönünde birer oda dizisiyle çevrelenen dar bir koridor kuşatır. Arkeolog Koldewey doğuda yer alan bu küçük hücrelerden birini, içinde hidrolik bir mekanizma bulunan sulamanın sağlandığı bir oda olarak düşünmüş. MÖ 64 ve MS 21 yılları arasında yaşamış olan Anadolu’nun ünlü coğrafyacısı Strabon’a göre ise içleri çukur büyük direklerin birbiri üzerine yükselmesiyle oluşan bahçedeki bitkilerin yetişmesi için çukurlar toprakla doldurularak Fırat Nehri’nden zincir pompalarla yukarı çıkarılan sularla sulanıyordu.  Koldewey’e göre, bu yapının taştan inşa edilmiş olması bahçelerin bu tonozlu yapılar üzerine kurulmuş olabileceğini göstermektedir.[1]

Teraslar masif duvarlarla desteklenmiştir fakat bunların tuğla mı yoksa taş mı olduğu tam olarak belli değildir. Bu bilgiye karşın üstteki nemli toprak, geniş gövdeli ve yüksek ağaçların ağırlığını taşıyabilecek taştan, kalın duvarlara da ihtiyaç duyulmuş olabileceğini bize göstermektedir. Muhtemelen her katı taşıyan taştan inşa edilmiş kemerli tonozlar ve taşıyıcı ayaklar bulunmaktadır.[2] Teraslar halinde yükselen bahçenin en üst kısmı şehir surlarıyla neredeyse aynı yüksekliktedir. Bu yükseklik ise yaklaşık 25 metredir. Strabon ve Diodorus kare planlı olan bahçelerin her bir kenarının 120 metre olduğunu belirtmiştir. Bu durumda bahçelerin yaklaşık 14.400 m bir alana yayılmış olabileceği düşünülmüştür.

VAAT EDİLMİŞ CENNETİN DÜNYADAKİ YANSIMALARI: İSLAM BAHÇECİLİĞİ

 

Bitkileri, ağaçları, hayvanları, böcekleri ve tüm doğayı Allah’ın bir lütfu ve büyüklüğünün işareti olarak gören Müslümanlarda,[3] bahçeler vaat edilmiş cennetin dünyadaki yansımalarıdır.[4] Turgut Cansever bunu şöyle açıklar: İslam’da bahçeler ayetlerde geçen “altından ırmaklar akan bahçeler” niteliğindedir ve evle kâinatın muhteşem bir uyumuna sahiptir. İslam bahçeleri mekânsal özelliklerinin yanı sıra işitme ve koku duyularına da hitap eder.[5] Bitkilerin önemli bir kısmı bu çerçevede dikilmiştir. D. Fairchild Ruggles, ‘İslami Bahçeler ve Peyzajlar’ adlı kitabında İslam bahçelerini ve düzenlenmiş peyzaj alanlarını anlatırken, bunları bir ucunda şehir ve mimari, diğer ucunda da doğa ve yabani hayat olan kesintisiz bir yelpazeye sahip olduğunu söyler. Başlangıcında çevreyi ihtiyaçlara göre düzenleme, doğayı ehlileştirme, toprağın bereketini artırma ve kaynakların dağıtılması için okunaklı bir harita oluşturma gibi daha pratik ve “faydacı” amaçları olan İslami bahçeler, Elhamra Sarayı ve Tac Mahal gibi örneklerde aristokratik zevkin, emperyal ihtişamın ve çok katmanlı bir sembolizmin taşıyıcıları haline geldi. İster şehirdeki mütevazı bir eve, isterse duvarlarla çevrili ihtişamlı bir saraya ait olsun, bütün İslami bahçelerin temel bir ortak noktası vardı: Çehar bağ denen dört parçalı plan. Kurtuba’dan Marakeş’e, Kahire’den İstanbul’a, Tebriz’den Delhi’ye kadar İslam coğrafyasının dört bir tarafından onlarca örneğini sunduğu bu geometrik ilke, tıpkı şiirde veznin, müzikte de makamın yaptığı gibi, tasarım imkânlarını kısıtlayarak bahçelerin hamilerini ve mimarlarını yaratıcılığa zorluyordu.[6] Ruggles’e göre “Bahçe formu İslam dünyasının birçok bölgesinde o kadar güçlü bir sanatsal forumdur ki -Babürlü Hindistan’ındaki Rajputlar gibi- gayrimüslimler tarafından Müslüman yöneticilerle ittifakı ifade etmenin ve böylelikle aralarındaki aşikâr dini farklılıkları aşan ortak bir kültürel kimliğe işaret etmenin bir yolu olarak benimsenmişti.”

BİR DEVRİN SİMGESİ: SA’D -ABAD

“Lale Devri” döneminin en önemli eğlence ve gezinti yerlerinden biri olan Sa’d-Abad “uğurlu, mamur yer “ anlamına gelmektedir. Asıl önemini 18. yüzyıl başlarında Sa’d –Abad Sarayı’nın ve çevresinde bulunan yapıların Avrupa’yı da saran Fransız modasının etkisinin yansımalarını hissettirdiği yeniden yapılandırılmasından sonra kazanmıştır.1719-1720’de Paris’e gönderilen ilk Türk elçisi yirmi sekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin raporunda özellikle Moudon,  Versailles, Fontainebleau, Marly Trianon saray ve şatolarından geniş bir şekilde bahsedilmekte, getirdiği çizim ve planlarla da padişahı ve İbrahim Paşa’yı etkilediği anlaşılmaktadır. [7]Kâğıthane Meydanı’nın ortasında bulunan bu cennet bahçesi Fransız mimarisinin Osmanlı gelenekleri ve İslami bakış açısının harmanlanmasıyla yeniden yapılandırılmıştır diyebiliriz.

                Eldem Sa’d- Abad’ın farazi planını Nedim’in şiirleri, yabancı ziyaretçilerin krokileri ve diğer tarihi ahitlerden elde ettiği envanterlerden naklederek resmetmiş. Yerleşim planını tam bir kesinlikle düzenlemek mümkün olmasa da adlandırılmaları neredeyse kusursuzdur. Örneğin İslami gelenekte inananlar için yaşamdan sonraki sonsuz hayatlarında cennet veya cehenneme geçmeleri için gerekli yol olan sırat köprüsü. Nedim, mekânın uzun bir değerlendirmesinde cennetin kıyılarına yetişen Cetvel-i Sim’de kürek çekmeyi, diğer bir tasvirde alan boyunca ziyaretçilerin giriş ve çıkışını belirli bir sırayı takip ederek, adeta ibadet formunda ve ismini açıkça belirtmediği özel bir köprüden geçmeyi önerir. Yani Sa’d-Abad’ta sırat köprüsüyle erişilen bir cennet bahçesi varmış diyebiliriz.                                                                                                                      

                                                                                                                                    

                  Sa’d- Abad Sarayı ve bahçeleri kağıthane nehri ve kağıthane vadisine paralel tepeler boyunca yerleşmiştir. Doğal akışındaki Kâğıthane Nehri 28 metre genişliğinde ve 1100 metre uzunluğunda bir kanal olan Cetvel’i Sim’e dönüştürülmüş. Saray kompleksi nehrin doğal akışının kanal ile birleştiği noktada yer alıyor. Saray ve imparatorluk bahçesine açılan muazzam bir alanı içeren asıl görkemli yerler kanalın bir yakasında, halk bahçesi de (3) karşı yakasında yerleşmiş. Saray kompleksine erişim ziyaretçilerin nehir boyunca statülerine ve uymaları gereken birbirini takip eden iskeleler yardımı ile sağlanır. Saraydan sonra tüm kanal boyunca spor aktiviteleri ile ziyaret ağırlamalarının yapılabilmesi amacıyla düzenlenmiş doğal coğrafik yapısıyla muazzam bir alana erişilir(1) Saray kompleksinin yakınında doğal nehir ile yapay kanalın birleştiği yerde akıntı yönünde üç havuzu oluşturan üç çağlayan vardır. İki başlı havuz ( C ), Deniz havuzu ( B ) ve Gümüş cetvel havuzu ( A )

                Saray, mermer ve yaldızlı kaseli çeşmeler ile dekore edilmiş iki başlı havuz boyunca yerleşmiştir. Deniz havuzu ve gümüş cetvel havuzu arasındaki çağlayan bir köprü ile sultanın bahçesini küçük bir kara parçasını andıran yapay bir ada üzerindeki küçük bir bahçeye (2) bağlar. İmparatorluk ile halk bahçesi (3) arasında yerleşik olan bu küçük bahçe cennet bahçesi olmalı. Sa’d- Abad’taki bu bahçenin altında cennet bahçesindeki gibi yapay havuzları nehre bağlayan su kanalları mevcuttur. Kur’an’daki 120 referanstan 30’undan fazlasının kabul ettiği cennet “Altından ırmaklar akan bahçeler”dir. Bu yüzden konuklar sırat köprüsünden geçerek Rahman Suresi 55’inci ayette belirtilen iki çeşmeye, içindeki fıskiyelerle (d)  deniz havuzu ve iki başlı havuza bakan cennet bahçesiyle erişmiş olabilirler. Deniz havuzundaki sular ve ışık çeşmesi cennette vadedilen sonsuz bahçelerdeki sulara benzemekte(2)[8]

DOĞU VE BATIYI BULUŞTURAN BAHÇE:  ENDÜLÜS BAHÇELERİ

M.Ö. 732’de İber yarım adasında başlayıp 1491 yılında son bulan İslam hükümdarlığı boyunca İslam kültürü, sanatın her dalında olduğu gibi bahçe anlayışına da damgasını vurmuştur. İtalya Rönesans bahçelerine ilham kaynağı olan Endülüs bahçeleri, mimari öğeler ile bahçe sanatının son derece uyumlu bir birleşimi olarak ortaya çıkmıştır.

 

BAHÇEYE SANATSAL DOKUNUŞ: AVRUPA BAHÇELERİ

On altıncı ve 17. yüzyıllarda ağaçlar yaygın olarak insan kontrolü altına alınmaya başlamış, bahçıvanlar ağaçları budayarak ve dallarını keserek onlara şekiller vermeye çalışmışlardır. Bu uygulamaların faydalanma yönlü sebeplerinin yanında ağaçları bir düzen ve kontrol altında tutma isteği de rol oynamıştır. On yedinci yüzyılda iki yanı ağaçlı yollar ve avlular aristokrasinin sembolü olmuş ve yaygın olarak kullanılmıştır. Bahçe sanatında formal stiller özellikle Fransız barok tarzı da bu yüzyılda moda haline gelmiş, varlıklı kesim bahçelerini bu stile uygun olarak düzenlemişlerdir. Bütün bunlar insanoğlunun kendini doğadan soyutlamasının yansıması ve insan zekâsının ürünleri olarak görülmüştür. On sekizinci yüzyıl öncesinde dağlar uzak, yaklaşılması zor ve vahşi hayvanların, kötü yolların ve kötü hava koşullarının bulunduğu tehlikeli yerler olarak algılanmıştır. Örneğin İngiltere’de çok popüler bir milli park olan Lake District National Park 18. yüzyılın başlarında Daniel Defoe adında
zamanın ünlü bir yazarı tarafından gördüğü en vahşi ve korkunç yer olarak nitelendirilmiştir.[9]

GÜNÜMÜZDE BAHÇE ÖRNEKLERİ

Kültür, inanç ve duyguların harmonisi olan bahçeler, günümüzde ekolojik dengenin bir parçası olarak algılanmakta, doğal dengeyi koruma yanında kentlerin karmaşası içindeki insanı doğayla kucaklaştırmak da amaçlanmaktadır.

                                                                                                                                             

 

 

[1] Erkan Konyar, “Babil’in Asma Bahçeleri”, Toplumsal Tarih Dergisi, Aralık 2001.

 

[2] Erdem Sargon, “Babil“, İslam Ansiklopedisi, Cilt 4, 1991.

 

[3] 1001 İcat – Dünyamızda İslam Mirası, Foundatıon For Scıence Technology & Cıvılısatıon/Sabah,2010,s.228

 

[4] D. Fairchild Ruggles, İslami Bahçeler ve Peyzajlar, Koç Üniversitesi Yayınları,2017,s.9

 

[5] D. Fairchild Ruggles, İslami Bahçeler ve Peyzajlar, Koç Üniversitesi Yayınları,2017,s

[6] D. Fairchild Ruggles, İslami Bahçeler ve Peyzajlar, Koç Üniversitesi Yayınları,2017,Arka kapak

[7] Banu Bilgicioğlu, SADABAD,  TDV İslam Ansiklopedisi

[8]Michel Conan, ” Gardens At The Kağıthane Commons During The Tulip Period (1718-1730)’’

 Middle East Garden Traditions: Unity and Diversity’’

[9] Halil ÖZGÜNER Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi Seri: A, Sayı: 1, Yıl: 2003, ISSN: 1302-7085, S.43-54

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.