ANKARA HAVA DURUMU
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları

Gelard

ÇOCUK OYUN ALANLARI/ Hatice TEZGEL/ Makina Mühendisi

- +
ÇOCUK OYUN ALANLARI/ Hatice TEZGEL/ Makina Mühendisi

DÖRT DUVARDAN BAŞLAYIP DÖRT KÖŞEYE MAHKUM EDİLMİŞ ÇOCUĞUN HUZURA AÇILAN KAPISI: ÇOCUK OYUN ALANLARI

Her yer oyun alanı her oyun mutluluk kaynağıdır onun için. Bazen iki sandalyeye gerdirilmiş çarşafın altı huzur bulduğu yuvası, bazen ayaklarıyla yükselttiği yorganın altıdır ormandaki kamp çadırı. Kimi zaman uzun bir çubuk dağları aştığı atı, kimi zaman da karton bir koli gezegenlere ulaştıran roketidir. Senaryolar değişse de her hikayenin kahramanı odur.

Bir damla ile başlar hayat. Bilinmez bir hayatın beklediği bir aleme ağlayarak gelinen yolculuğun evresinde gözlerin açılmasıyla tanıma dönemi başlar. Bilgiye aç, öğrenmeye hevesli bir dönemde önce güvenme öğrenilir. Güvendiklerinden öğrendikleriyle emeklemeden-yürüyüşe, memeden-mamaya en önemlisi de duygularını dile getirmeye başlar. Bedenin muhtaç olmadan başarabildiği her yenilik beyni tanıma evresinin ben merkezli sorgulayıcılığından çıkararak daha sosyal, bağımsızlık kazanmaya meyilli ve toplumu sorgulayıcı gelişim evresine geçişine hazırlar. Çevresinden gördüklerini duygu dünyasında tartar ve kendi için uygun olanı ayıklayıp gelecekteki “Ben” i inşa ederek hızla büyür.

ÇOCUĞA VE ÇOCUKLUK KAVRAMINA BAKIŞ TARİHİ

İnsan gelişiminin ilk ve en önemli evresi olmasına rağmen, olgunlaşıp bir birey haline gelindiğinde adeta aynı evreden geçilmemişçesine çocukluk evresine toplum, kültür, din ve zamana göre farklı bakış açısı geliştirilmiştir.
Aristo ruh ile bedeni bir bütün olarak görmüş yetişkinliğe doğru gelişimi yedi yıllık üç periyoda ayırmıştır. 0-7 yaşları küçük çocukluk, 8-14 yaşları çocukluk ve 15-21 yaşları gençlik olarak nitelemiştir. Çocukluk dönemini insanın en tehlikeli evresi olarak tanımlayan Aristo, küçük çocukları iştah ve heyecanlarının denetimi altında, bedensel beceriler bakımından yetenekli ama gerçek seçim yapamayacak zihinsel gelişime sahip psikolojik alanda hayvanlara benzetmiştir. Augustin çocukluğu günahkârlıkla nitelemiştir. Platona göre çocuk, bütün vahşi hayvanlar içinde en azgınıdır bu yüzden eğitimle çocukların “uygun” bilgilerle donatılmasını öngörür. Bir kişinin karakterinin kazanılmış alışkanlıklara bağlı olarak çok erkenden geliştiğini, çocuğa çevre tarafından önerilen davranış kurallarının onun gelecekteki evrimi için çok önemli olduğunu ve hatta onları yetiştiren kişiye bağlı olarak ta değişkenlik gösterebileceğini savunmuştur. Aristo’nun aksine Platon, insanın arzu ve iştahını içeren birinci katman, cesaret, direnç ve saldırganlığını içeren ikinci katman, bedenden bağımsız ruhun özünü temsil eden akıl, ölümsüzlük ve doğaüstü olanı içeren üçüncü katmandan oluşan üç katmanlı bir ruh ile bedenin ikiliğine inanıyordu.

Çocuk ve çocukluk kavramına bakış açısı bireysel farklılıklar içerdiği gibi yaşanılan dönemdeki toplumun genel bakış açısına göre de değişkenlik göstermiştir. Eski Mezopotamya toplumlarında çocuk üzerinde sınırsıza yakın bir gücü ve hakkı olan baba borç karşılığında çocukları başka birine rehin olarak bırakabilir, köle olarak satabilir veya evlatlık olarak verebilirdi. Antik Yunan’da Mezopotamya’da da olduğu gibi çocuğa doğduğu anda belli olan rollere göre davranılırdı. Babası mutlak hakimi kabul edilen çocuğun yaşayıp yaşamayacağına ailesinin veya toplumun durumuna göre karar verilirdi. Germenler babanın çocuk üzerindeki hakimiyetini onu öldürebilme hakkına kadar vardırmıştır. Orta Çağ’da insan üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan kiliseden çocuklarda nasibini almış, kilise çocuğun hakimiyetini baba ile paylaşarak ceza sorumluluğu yaşını da yedi olarak belirlemiştir. Bu dönemde çocukların katı disiplin anlayışı ve ağır cezalar ile karşı karşıya kaldıkları, savunma amacı ile yapılmış büyük kalelere hapsedildikleri belirtilmektedir. Hayvan sütünün tehlikeli olduğunun düşünülmesi ile hamile kadının sütünün bebeğe zarar vereceği nedenlerinden dolayı sütannelik çok yaygındır. Kimi zaman süt için doğar doğmaz kimi zamanda şövalyeliği, ticaret , okulu ve Latinceyi öğrenmek için 7 yaşından itibaren uzağa gönderilmişlerdir. Dönemsel bazı rahatlamalar olsa da çocuklar yetişkinler gibi görülmüş aynı muameleye tabi tutulmuşlardır. Ortaçağda Avrupa’dan farklı olarak Türk ve İslam toplumlarında 7 yaşına kadar masum kabul edildiklerinden dolayı her türlü kötü muameleden korunarak çocuklara ergenlik dönemine kadar özel bir önem verilmiştir. İslamiyetten önceki Türk toplumlarında Dede Korkut hikayelerinden de anlaşılabileceği gibi çocuklara ve özellikle onların eğitimine önem verilmekte, babanın çocuk üzerinde sonsuz bir velayet hakkının bulunmadığı düşünülmektedir. 10. yüzyılda Farabi’nin çocuklardaki zihinsel eğitimin önemini vurgulaması ve gelişimde dengeye işaret etmesi dönemin çocukluk anlayışı üzerinde etkili olmuştur. Her çocuğun farklı bireyler olarak görülmeye başlandığı bu yüzyılda çocukların ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda onlara yaklaşılması gerektiği vurgulanmıştır. Batılı kaynakların “Hâkim-i Tıb”, diye nitelendirdikleri İbni Sina, bin yıl önce kaleme aldığı Küçük Tıp Kanunu (El Kanun El-Sağir fi’t Tıbb) adlı kitabında; Çocuk yedi yaşına girmeden önce yorucu ve rahatsız edici işlerin altına itilmemeli, bu şekilde bir eğitim ve terbiye etme yoluna gidilmemelidir. Çünkü bu çocuğun dinamizmini kırar, güzel yetişmesine engel olur. demektedir.

Sanayi devrimiyle birlikte koşullar ve bağlı olarak ihtiyaçların değişmesiyle birlikte çocuklar için yeni bir dönem başlamış fabrikalar için gerekli iş gücünü sağlamak için kullanılmışlardır.

Teknolojinin gelişimi ile birlikte de eğitimli insanın önemi artmış bu da çocukların fabrikalardan alınarak okul sıralarına oturtulmasını sağlamıştır. Locke ve Rousseau gibi bilim insanlarının çocuğu önemseyen ve değer veren anlayışla dile getirdiği fikirler zamanla bir birini etkilemiş çocuklar için olumlu söylemlerin oluşmasına neden olmuştur. Pastollazi ve Frobel’in eğitime ilişkin görüşlerinde çocukları öne çıkaran bir anlayış ortaya koymaları, Vygotsky ve Piaget gibi bilim insanlarının çocuğun gelişimsel yönünü öne çıkarmaları çocuklar konusunda devrim niteliğinde bir anlayış değişikliğinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. 20. Yüzyıl sonlarına doğru çocuklara bakış açısı olumlu anlamda değişmişken sıkıntıları devam etmiştir.21. yüzyıla başlandığında tüm dünyada çocuk artık farklı bir konumdadır.

ÇOCUĞUN HAYATINDA OYUNUN ÖNEMİ

Hayata başladıkları sosyal çevre değişkenliğine, evreler arası geçişte yaşadıklarının zihin dünyalarını farklı şekillendirmesine rağmen her çocuğun dünyasının vazgeçilmezidir oyun. Birleşmiş Milletler’ce kabul edilen Çocuk Hakları Beyannâmesi’nin 7. maddesi çocuğun terbiye amaçlı oyunlara ve eğlendirici faaliyetlere katılma hakkıyla ilgili olup toplumlar ve devletler onun bu hakkı kullanmasından sorumlu tutulmuştur.
Oyun, çocuğa çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkânı sağlamaktadır. Çocuk oyun sayesinde, şekil, renk, boyut, ağırlık, hacim, ölçme, sayma, zaman, mekân, uzaklık, gibi pek çok kavramı öğrenmektedir. Oyun aracılığıyla çocuklar kendileri ve etraflarındaki dünya hakkında bilgi edinirler. Oyun sayesinde beceri geliştirirler ve sosyal, kültürel ve fiziksel çevreleri hakkında paha biçilemez keşifler yaparlar.
Hayallerini yaşar oynarken, sevinir, çoşar, kızar; tüm duyguları harmanlayarak ruhunu doyurur. Kumdan kuleler, çamurdan heykeller yaparak yaratıcılığını konuşturur. Her yer oyun alanı her oyun mutluluk kaynağıdır onun için. Bazen iki sandalyeye gerdirilmiş çarşafın altı huzur bulduğu yuvası, bazen ayaklarıyla yükselttiği yorganın altıdır ormandaki kamp çadırı. Kimi zaman uzun bir çubuk dağları aştığı atı, kimi zaman da karton bir koli gezegenlere ulaştıran roketidir. Senaryolar değişse de her hikayenin kahramanı odur. Dermansız dert bırakmayan doktor, dünyayı sesinin güzelliğiyle kasıp kavuran yıldız, ülkeleri fetheden lider, gezegenler arası seyahat yapan astronot, zaman yolcusu, dünyayı kötülüklerden kurtaran kahraman, öğretmen, anne, babadır o.
Ruhunu doyururken bedenini de ihmal etmez oynarken. Bu anlamda doğal çevre doğrudan temas imkânıyla ideal fırsatları içinde barındıran bir ortama sahiptir. Tırmanırken elma ağacına bedenini çalıştırır. Tüm duyu organlarına dokundurarak koparır dalından elmayı. Görür, dokunur, koklar ve kocaman bir ısırıkla tattığında elmayı ben yaptımın verdiği haz duygusuyla mutluluğun zirvesine ulaşır. Onu sosyal hayata hazırlar, birlikte hareket etmeyi, yönetmeyi, kural koymayı, kurallara uymayı öğrenir. Hem öğrenir hem de öğretir oynarken.
Çocuk bahçesi (Kindergarten) ekolünün kurucusu Froebel’e göre çocuğa her şeyi oyunla öğretmek mümkündür. Oyun sırasında öğrenilen bilgiler sağlam bir şekilde kaydedildiği için her şey oyunla öğretilmelidir. Froebel “Oyun çocuğun tüm yaşamını belirleyen çekirdektir ve okulöncesi dönemde çocuğun en katıksız ve ruhsal doyum sağlayan uğraşıdır” demiştir.
Tarihsel süreçte çocuk için oyun önemini yitirmezken oyunun şekli ve oyun için kullanılanlar koşullara göre değişkenlik göstermiştir.

ÇOCUK OYUN VE OYUNCAKLARININ TARİHİ

Yapılan araştırmalar oyunun tarihinin insanlığın ilk dönemlerine kadar uzadığını, kazı çalışmalarından çıkan eserler ve elde edilen bulgulardan da oynanan oyun ve kullanılan oyuncakların birçok dönem ve kültürde benzerlik içerdiğini göstermektedir.
Antik Yunan’da çocukların oyunları müzik ve dans ile zenginleştirilmişti. En eski oyun araçları 4000 yıldan daha eski bir geçmişe sahip olan toplar ve beş taş oyunlarıdır. Yunan gymnasiumlarında top oyunları için ayrılmış özel odalar dahi mevcuttu. Oyuncaklar genellikle pişmiş topraktan yapıldığı gibi kimi zaman hammadde olarak ahşap, kemik veya balmumu da tercih edilebiliyordu. Eski Yunan inançlarına dayalı bir gelenek olarak evlilik çağına gelen kızlar oyuncaklarını tanrıçalara sunduklarından arkeolojik kazılardan elde edilen en çok buluntu bebeklerdir. 3000 yıldan fazla geçmişe sahip çıngıraklar ile 2000 yıl öncesine dayanan uçurtma ve uçurtma oyunlarının Eski Yunan ve Mısırlılarda kullanıldığı düşünülmektedir. M.Ö. beşinci yüzyılda yaşamış olan tarihçi Heredot Lidya’lıların kıtlık zamanlarında vakit geçirmek için aşık oyununu icat ettiklerini söyler. Günümüzde hala mevcut bulunan topaçların geçmişinin de M.Ö. ye dayandığı söylenmektedir. Ayrıca Antik Çağlar’dan kalma vazo üzerinde bulunan salıncak ve tahterevalli resimleri günümüzde kullanılan birçok oyuncağın temelinin ilk çağlara kadar dayandığını göstermektedir. Yine genç kızların tahterevalliyi ayakta kullandığı bu resimler ile kazılardan çıkan pişmiş çamurdan yapılmış hayvan, araba ve bebek figürleri oyun ve oyuncakların cinsiyete göre değiştiğini düşündürür. Mardin’de höyük kazısında bulunan oyuncak araba, ‘Kalkolitik Dönem – M.Ö. 5500 – 3000′ etiketiyle Mardin Müzesinde sergilenmektedir. Kahramanmaraş’ta Gömütaşı’nda bulunan bir Hitit kabartmasında da annesinin dizleri üstünde ayakta duran çocuk ayaklarını iple bağladığı kuşla oynarken tasvir edilmiştir.

Ortaçağdaki insan üzerine hakimiyet kurmaya doğru evrilen düşünce yapısı çocuk oyunlarına da yansıdığından Olimpia oyunları kral Theodosius tarafından kaldırılmış, Rönesans dönemine kadar oyun oynatma ve fiziksel aktivite yaptırma en büyük günahlardan biri sayılmıştır. Rönesans ve aydınlanmayla değişen düşünce yapısı, çocukluk algısı konusundaki dengeleri de büyük oranda değiştirdiğinden çocuklar ellerinden alınmış olan oyuncaklarına yeniden kavuşmuştur diyebiliriz. Pieter Brueghel’in 1560 yılında 16. Yüzyıl Hollanda’sından 80 farklı çocuk oyununu betimlediği tablo Viyana’daki Sanat Tarihi Müzesinde sergilenmektir. Eserde de görüldüğü üzere bir çok oyun günümüze kadar taşındığı gibi bir çok toplumda bilinen oyunlardır.

De kinderspelen / Çocuk Oyunları, Pieter Bruegel, ahşap pano üzerine yağlıboya, 118×161 cm, Kunsthistorisches Museum, Viyana, 1560.

Osmanlı’da 1913 yılında yayın hayatına başlayan ‘Çocuk Duygusu Dergisi’ nde yer alan ve “Hayatta Fasl-ı Sabâvet-Çocuk ve Oyun” başlıklı bir yazıda, çocuk ve oyun kavramları hakkında günümüz içinde geçerli olacak tespitlerde bulunulmuştur. Çocuğun oyun hakkı ve hareketliliği karşısındaki yanlış tutumların eleştirildiği yazıda artık bu “köhne” fikirlerin değiştirilmesi gerektiği vurgulanır. Yazı çocukluğun ve oyunun önemini vurgulayan şu cümlelerle sona erer: “O gülmeler, o sıçramaklar, sağlam fikirli bir millet yetiştirecektir. Bunu derk etmeli ve esbabına tevessül etmeliyiz.”


Diyanet işler Başkanlığının hazırladığı İslam Ansiklopedisinde yer alan bilgiler ışığında Hz. Peygamber döneminde çocuklar salıncak ve tahterevalliye binme, ceviz, bilye, aşık atma, top, çelik çomak oyunu, fırıldak, tura, fiyal, lu‘betü’d-dab (bir tür çizgi oyunu), ok atma gibi oyunlar oynarlardı. Kız çocuklarının ise bebek türü oyuncaklara sahip olduğu belirtilmektedir. Peygamberimiz çocukluk yıllarında arkadaşlarıyla bazı oyunlara katılmıştır. Bunlardan “azm-i vedah” denilen oyunda beyaz bir kemik uzağa fırlatıldıktan sonra iki gruba ayrılan çocuklar onu aramaya çıkarlar, önce bulan grup oyunu kazanır, kaybedenler ise onları kemiğin bulunduğu yerden atıldığı yere kadar sırtlarında taşırlardı. Resûlullah torunlarıyla ilgilenir, bazan onları sırtına alır ve evin içinde gezdirirdi. Bir defasında onları bu şekilde gören Câbir’in, “Deveniz ne güzel” dediği, Resûl-i Ekrem’in de, “Onlar da ne güzel biniciler” şeklinde karşılık verdiği rivayet edilir.

Modernleşme ile birlikte takım oyunlarına yönelim başlamış, şehirleşmenin sebep olduğu bazı olumsuzluklar ise farklı arayışlara yönlendirmiştir. Şehirleşmenin kaybettirdiklerine teknolojinin olumsuz yönleri de eklenince, çocuklar önce dört duvara hapsedilmiş, sonrasında boyutu küçültüldükçe ihtivası arttırılan teknolojinin içine sıkıştırılarak yalnızlığa mahkum edilmiştir.

DÖRT DUVARDAN BAŞLAYIP DÖRT KÖŞEYE MAHKUM EDİLMİŞ ÇOCUĞUN DÜNYAYA AÇILAN KAPISI: ÇOCUK OYUN ALANI

Çocuk oyun alanları; çocukların emniyetli bir şekilde diğer çocuklarla iletişim kurabilecekleri, hem bedensel hem de fiziksel gelişimlerine katkı sağlayan planlı ve kapalı en önemli kaçış bölgeleridir. Nurgül Erdem’e göre çağdaş çocuk oyun alanı tasarımına yönelik öne çıkan kavramları şöyle sıralaya biliriz: Esneklik, Çok İşlevlilik, Sınır / Sınırsızlık, Topoğrafik Hareketlilik, Materyal Zenginliği, Ölçek, Keşif, Güvenlik, Oyun Katmanları, Etkileşim / İletişim, Üçüncü Boyut, Hikaye, Formal Yerine İnformal, Kapsayıcılık.
Tarihsel süreçte çocuklara ayrılmış özel bir alan anlayışı yoktu. Sadece pazar yerleri gibi kamusal alanları yetişkinlerle paylaştıkları bölgelerde oynayabiliyorlardı. Çocuk oyun alanı fikri ilk olarak Almanya’da çocuklara adil ve doğru oyunu öğretme fikri olarak geliştirildi.1848’de Henry Bernard öğretmenlerin çocukları gözlemleyebilecekleri, tahta bloklar, oyuncak arabalar ve iki döner salıncaktan oluşan geniş gölgeli bir alan tasarladı. Amerikan çocuk oyun alanı 1885 yılında Boston’da Alman tasarımlarına göre modellenmiş çocuk kum bahçelerinin geliştirilmesiyle başladı. Modern yaşamın şehir hayatına kattıkları yetişkinlerin hayatını kolaylaştırırken çocukların yaşam alanını daraltmıştı. Kentsel alanlarda sokak veya kaldırımlarda oynamak zorunda kalan birçok çocuk araçların geçmesi nedeniyle sürekli tehlike altındaydı. Bu dönemde Osmanlıya baktığımızda karşımıza çocukların okula başlamalarından dolayı düzenlenen “amin alayları” merasiminde bulunan basit oyuncaklar ve oyun alanları çıkar. Osmanlının son dönemlerinde yazılmış ‘Evde Mektep’ adlı kitapta çocukların sık sık açık havaya çıkartılmalarını, bahçede meyve ve sebze yetiştirmeye yönlendirilmeleri, hayvanları daha yakından tanımak için onları beslemeleri, sağmaları yönünde teşvik edilmelerini, açık havada çamur ve kum alanlarında bu doğal malzemeler ile oynamaları öğütlemektedir.

Çocukların tehlikeden uzak oyun oynayabilecekleri salıncaklar ve hatta bir atlıkarınca da içeren ilk oyun alanı 1887’de San Francisco’daki Golden Gate Park’ta açıldı. İlk etapta kabul görmeyen çeşitli tartışmalar ve aleyhte açılan davalar sebebiyle oyun alanları resmi olarak, Roosevelt’in çocukları sokak çetelerinin gölgesinde tehlikeli ve denetlenemeyen oyunlar oynamaktan korumanın bir yolu olarak oyun alanlarının inşasını istemesiyle kuruldu. Basit birkaç materyal ve kum havuzundan ibaret kapalı mahalle oyun alanları gibi geleneksel bir yapıdan çağdaş oyun alanlarına geçiş bu defada içerisinde kullanılan materyallerin çocuklar için tehlike arzetmesi nedeniyle tartışılmaya başlandı. 1912 ‘de tırmanma yapıları New York oyun alanlarında yasaklandı.1928 yılında Ulusal Rekreasyon Derneği çocukların yaş düzeylerine uygun ekipmanların olduğu alanları önerdi. 1931 de tekrar birkaç basit materyale indirgenen oyun alanları 1960 larda seri üretime girdi. Erik Erikson ve Jean Piaget gibi çocuk psikologlarının teorileri ile modern peyzaj mimarlarının etkileri 1960’lı yıllardaki oyun alanlarında hissedildi. Oyun alanlarında çocukların psikoloji ve gelişim aşamaları dikkate alınarak oyun yoluyla kavram öğretmeye yönelik ekipmanlar tasarlanmaya başlandı. Çocuk yaralanmalarından dolayı 1980 lerde; tüm oyun alanlarında şirketlerin uygun güvenlik yönergelerine uymalarını sağlamak için; keskin kenar ve noktaların olmaması, boşlukların 3,5 inçten az veya 9 inçten fazla ölçüde olması ve 30 inçten daha yüksek olan ekipmanın en az 9 daire ayağı olması gerektiği gibi birçok yasa ve mevzuat yürürlüğe girdi. Danimarka, oyun alanlarının toplu konut projelerinde inşa edilmesini sağlayan yasaları kabul eden ilk ülke olmuş, oyun alanı gelişiminde lider ülke olarak kabul edilmiştir. Danimarka’nın önayak olduğu bu kavram daha sonra Avrupa’nın büyük bir bölümüne yayılmıştır. Günümüzde çocuk oyun alanları çocuğu daha fazla odağa alarak tasarımlandırılmaktadır. İskandinav ve İngiliz oyun alanı reformcularından esinlenerek yeni bir oyun alanı stili geliştirilmiştir. ‘Macera Oyun Alanı’ oyunda çocuk odaklı bir bakış açısına izin vermeye çalışıyor, örneğin çocuklar bu alanlarda kendilerine uygun oyun yapılarını inşa etmeye teşvik edilmektedir. Felsefedeki bu değişim, Uluslararası Oyun Grupları Birliği’nin ismini Uluslararası Çocuk Oyun Hakları Derneği olarak değiştirmesinde de görülebilir. Playlink (eski adıyla London Adventure Playground Association), bir macera oyun alanını üçte bir ile iki buçuk dönüm arasında en az iki tam zamanlı oyun alanı liderinin gözetiminde çocukların çeşitli aktiviteleri gerçekleştirebilecekleri donanımlara sahip olarak tanımladı. Çocuklar bu alanlarda; açık havada yemek pişirmek, çukur kazmak, kum, su ve kil ile oynamak gibi çocukların düzenledikleri etkinliklere katılabilmelidir. İdeal olarak bu tür oyun alanları ayrıca oyun malzemeleri, boyalar ve kil modelleme gibi yaratıcı aktiviteleri uygulayabilecekleri kapalı bir tesis de içermelidir. Kopenhag’daki bazı macera oyun alanlarında çocuklar, tavşan kulübeleri inşa etmek, tavukları beslemek ve açık hava şenlik ateşleri üzerinde yemek pişirmek gibi aktivitelere de teşvik edilir. Doğa ve doğal olan ile çocuğu tekrar buluşturmaya yönelik bu çalışmalar yeni stillerin ortaya çıkmasına da sebep olmuştur.
Doğal Stil, doğal türlerin maksimum, yapay elementlerin ve egzotik türlerin minimum kullanımının söz konusu olduğu, tasarım ve uygulamada insan etkisi ve kontrolü az düzeyde olduğu bir uygulamadır. Yurtdışında, son yıllarda özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da peyzaj alanında çalışan profesyonel kesim, çevre eğitimi ve toplumda doğa koruma bilincinin geliştirilmesindeki katkısı yanında, sürdürülebilir kalkınma, estetik kalite ve düşük maliyetle tesis ve yönetim gibi kompleks hedeflere ulaşma kapsamında kentlerde doğal alanların ekolojik prensipler çerçevesinde artırılmasını öngören doğal stil peyzaj tasarımı ve uygulamalarını benimseyerek kent yeşil alanlarının tasarımında yoğunlukla kullanmaya başlamıştır. Söz konusu peyzaj tasarım trendi kapsamında özellikle okul ve oyun alanları ile diğer kent yeşil alanlarında yapılacak çalışmalarda ekolojik prensipler çerçevesinde habitat çeşitliliğini artırmanın ve uygulamada doğaya yakın yöntemleri kullanmanın desteklenmesi yanında, çevre ve doğa hakkında uygulamalı derslerin yapılabileceği merkezlerin bulunduğu doğa (ekoloji) parkları, içerisinde evcil hayvanların yetiştirildiği halka açık kent çiftlikleri, ve kentlerde doğayı destekleme ve doğa bilincini geliştirme amaçlı kent yaban hayatı grupları popüler hale gelmiştir. Son yıllarda özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da “doğal stil” peyzaj tasarımı çerçevesinde okul bahçeleri ve oyun alanlarında ekolojik prensipler çerçevesinde uygulamalar yapılmaktadır. Yaşamın değdiği her noktada çocuğun merkezlendiği günümüzde, ülkemizde de önemli adımlar atılmaktadır. 2017 yılında toplanan Şehircilik Şurasında alınan kararlardan biri ‘Çocuk Dostu Şehir yaklaşımı benimsenerek, çocuklarımız için yaşanabilir çevreler oluşturulmasıdır’

KAYNAKLAR:
1. Richard Cloutier, Ergenlik Psikolojisinde Kuramlar
2. Mehmet Sağlam -Neriman Aral, Tarihsel Süreç İçerisinde Çocuk ve Çocukluk Kavramları ,
3. Okan Senemoğlu, Antik Yunan Siyasal Düşünüşünde İnsan Doğası ve Toplum Anlayışı: Platon ve Aristoteles-
4. Aydın Özdemir-Oğuz Yılmaz, İlköğretim Okulları Bahçelerinin Çocuk Gelişimi ve Sağlıklı Yaşam Üzerine Etkilerinin İncelenmesi, Milli Eğitim Dergisi, Sayı,181, s.122
5. Dr. Meral Çilem Ökcün-Akçamuş, Oyunun Tarihçesi
6. AAA State Of Play, History of Playgrounds
7. ESP Play, The History of Playgrounds: Past, Present and Future
8. Fosco Maraini, Playground , Britanica
9. http://www.csb.gov.tr/db/sehirciliksurasi/editordosya/sb.pdf
10. Duygu Çukur, Halil Özgüner, Kentsel Alanda Çocuklara Doğa Bilinci Kazandırmada Oyun Mekânı Tasarımının Rolü,Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Yıl: 2008, s.181
11. Halil Özgüner, İnsan – Doğa İlişkilerinin Gelişimi Ve Peyzaj Tasarımında ‘Doğal’ Stilin 20. Yüzyılda Önem Kazanmasının Nedenleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi sayı: 1, Yıl: 2003, Sayfa: 43-54
12. Mehmet ÖZDEMİR, Türkiye Balkan Savaşlarının Çocuk Oyunlarına Yansıması “Çocuk Duygusu” Dergisi Örneği, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 4/2 2015 s. 634-657
13. TDV İslâm Ansiklopedisi 34. Cildinin 15-16 numaralı sayfalarda yer alan ‘Oyun’ maddesi
14. Nilgül Erdem, Bir Peyzaj Keşfi Olarak Çocuk Oyun Alanıhttps://www.plantdergisi.com/doc-dr-meltem-erdem-kaya/bir-peyzaj-kesfi-olarak-cocuk-oyun-alani.html
15. Azize Ummanel, Çocuk, Oyun Ve Oyuncaklar Üzerine Yazılmış Osmanlıca Kitapların İncelenmesi, https://www.academia.edu/38250460/%C3%87OCUK_OYUN_VE_OYUNCAKLAR_%C3%9CZER%C4%B0NE_YAZILMI%C5%9E_OSMANLICA_K%C4%B0TAPLARIN_%C4%B0NCELENMES%C4%B0.pdf

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.