28°C
ANKARA HAVA DURUMU28°C Az Bulutlu
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları Arşivi

Gelard

ERİC ERİKSON VE PSİKO SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ AÇISINDAN ÇOCUK VE DİN/ Ümmügülsüm Açıköz/ Sosyolog/Aile Danışmanı

- +
ERİC ERİKSON VE PSİKO SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ AÇISINDAN ÇOCUK VE DİN/ Ümmügülsüm Açıköz/  Sosyolog/Aile Danışmanı

ERİC ERİKSON VE PSİKO SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ AÇISINDAN ÇOCUK VE DİN

 

Erikson’a göre çocuğun motor ve dil gelişimi, onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına katkı sağlar. Çocukta girişkenliğin artmasıyla, problem olan davranışları da artar.

Çocuk ailenin ve toplumun geleceğidir. Aile, ebeveyn ve çocuklar dan oluştururken. Aileler de toplumu oluşturur.  Bir milletin ve toplumun geleceğini çocuklar inşa ederken çocuğun eğitimi ve yetiştirilmesinde ailenin yanında tüm kurumlarca yapılmalıdır.

Çocuğun eğitimi yetiştirilmesi ve topluma yararlı bir insan olması için gerekli ilgiyi ebeveyn, aile ve devlet göstermelidir. Sağlıklı yetiştirilen bir çocuk, ailesine ve topluma faydalı olacaktır. Bütün çocuklarının sağlıklı ve iyi yetiştirilmesi o toplumun geleceği için çok önemlidir. Çünkü; çocuk toplumun geleceğinin en önemli yapı taşıdır. Ebeveynlerin olmaması veya çocuğuna ilgi göstermemesi ve kötü örnek olması toplum için bu kadar önemli olan çocuğun topluma yük olarak faydasız olarak yetişmesini neden olur. Bunun için hem bireyler hem toplum çocuğa gerekli ilgiyi gösterip uygun yetişme iklimini sağlamalıdır. Kesinlikle topluma zararlı olacak çocukların yetişmesine izin vermemelidirler.

 Ebeveynlerin hasta veya toplum kurullarına uymayan kişilerin çocuklarına, toplumun kurumları sahip çıkmalı iyi yetiştirilmelerini sağlamalıdır. Kesinlikle kötü niyetli kişi ve kurumların inisiyatifine bırakılmamalıdır.

Geleceğimize sahip çıkıp onları bugün ve gelecek için eğitimli donanımlı kişilik sahibi, ailesine ve toplumun faydası için çalışan bireyler olarak yetiştirilmelidir. Eğer ihmal edilir kötü niyetli ve kurumların inisiyatifine bırakılırsa topluma, ailesine zarar veren bireyler yetiştirmiş oluruz.

Telifsiz stok fotoğraf ID: 317290838

Ailenin ve toplunun geleceğine yön verecek olan çocuklarımız kültürel mirasın taşınmasın da en önemli unsurdur. Geleceğin aile ve toplumun idarecisi olacak olan çocuklarımıza aile çevre ve eğitim kurumlarımız nazari, genel kültür ve teknik bilgilerle donanmış olarak sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmelidir.

 

Aile, çevre ve toplum açısından çocuğu baktığımızda aile yönünden inceler ve ailenin tanımı ile başlayacak olursak;

 

Ailenin yapılmış birçok tanımları söz konusudur. Yapılan her tanım, aileyi farklı bir kategori içerisine sokmaktadır. Bu tanımlardan her biri aileyi sosyal hayatın ana şekillerinden biri olarak kabul etmekle beraber, onu sosyal bir grup, sosyal bir birlik, sosyal bir örgüt, bir topluluk, sosyal bir kurum ve hatta sosyal bir yapı şekli olarak ayrı kalıplar içinde değerlendirmektedir (1). Burada önemli olan aile tanımındaki farklılıklar değil, tüm tanımlarda yer alan ve ortak özellik, onun sosyal hayatın ana şekillerinden biri olmasıdır.

İşte bu sosyal hayatın ana şekillerinden biri olan aileyi oluşturan bireyleri de bir zamanlar çocuktu ve yetişkin olup aile kurup neslinin devamı kültürünün devamı için çocuklar sahibi oldu. Bu gelişimsel süreçleri her birey kendi habitatında yaşarken kuramcılar da bu durumu kendi gözlemleriyle açıkladılar. Bunların başında psikoanalik kuramın kurucusu olan Sigmund Freud gelmektedir.

 İnsanın gelişim evresini 5 ayırırken psiko sosyal gelişim kuramın kurucusu olan Eric Erikson 8 evreye ayırarak yaşam boyu insanların gelişim halinde olduğunu belirtmektedir.

Eriksonun bu gelişimsel 8 evrelerden çocuk evrelerine bakıldığında ilk dört evresini çocuk evresidir. (2).

 

  1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik Duygusu (0-1 Yaş) Yaşamın ilk yılında bağımlı

olduğu kişilerin bebeğin temel gereksinimlerini düzenli bir biçimde karşılayıp karşılayamamaları, bebekte “güven” duygusunu ortaya çıkmasında etkili olur. Eğer dönem sağlıklı geçirilirse “temel güven” duygusu edinilir. “Temel güven duygusunun” edinilmesi, annenin bebeğe ihtiyaç duyduğu huzuru vermesi, bireyin inancında tutarlılık sergilemesinde önemli rol oynamaktadır. Dönemin sağlıklı olarak atlatılması, kişide “umut” ve “uyum” duygusunu geliştirir.

Bebekte, toplumsal güven duygusunun ilk belirtileri; beslenme, uyku, sindirim gibi

işlevlerde düzen ve rahatlığın bulunuşudur. Bu evrede bebek tümden alıcı bir yapıdadır. Bu alıcı yapıya karşı annenin verici oluşu karşılıklı düzen ve denge sağlamaktadır. Böylece bebeğin ilk toplumsal başarısı, büyük kaygı ya da öfkeye kapılmadan annesinden belli bir süre uzak kalmasına dayanabilmesidir. Bu başarı bebeğin benliğinde, varlığı kesinlik kazanmış bir annenin olduğunu gösterir.

            Toplumu ve aile şekillenmesinde önemli bir rol oynayan dindir. İslam dinin çocuğu bakışını bakacak olursak güvenli bağlanma ne kadar önemli olduğunu

Bakara suresi 233 ayette görebiliriz.

            “Emzirmeyi tamamlamak isteyen için analar çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların normal ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisi için doğurulanın (babanın) borcudur. Hiç kimse gücünü aşan bir şeyle yükümlü kılınamaz. Ne ana çocuğu yüzünden zarara uğratılsın ne de çocuk kendisi için doğurulan çocuğundan dolayı zarar görsün. Kendisine miras kalan kimseye de benzer yükümlülük vardır. Ana baba karşılıklı danışarak ve anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse bundan dolayı onlar için bir sakınca yoktur. Çocuklarınızı sütannelere emzirtmek isterseniz münasip olan ücreti verdiğiniz takdirde sizin için bir günah yoktur. Allah’ın koyduğu kurallara aykırı davranmaktan sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızın tamamını görmektedir” (3).

            Görüyoruz ki ayeti kerimede Allah çocukla anne arasındaki sevgi akışını

 Emzirmenin önemini vurgulayıp anne veya anne konumundaki kişi ile olan ilişkisini açıklamaktadır. Çocuğun anneyle buluştuğu güvende hissettiği emzirme anlarıdır. Anne bunun farkında olup sağlığı yettiği müddetçe bu 2 yılı içeren anları çocuğunun fiziksel ve psikolojik durumunu gözetmelidir. Aynı zamanda Anne ve babanın birbirlerine karşı haklarını düzenlemekte annenin ve babanın çatışmasından çocuğun zarar görmemesini temin etmekte sağlıklı topluma yararlı olarak bir birey olarak yetişmesine emretmektedir.

 

  1. Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç Duygusu (1-3 Yaş) Bu aşamada çocuk, artık

kendi davranışlarının kendine ait olduğunun farkına varmaya başlar. Yaptığı her eylem ve başlattığı her girişimde anne baba müdahalesi ile karşılaşan bir çocuğun kendi yeteneği hakkında kuşkuya kapılması durumunda, utanç duyguları geliştirmesi kaçınılmaz olacaktır. Çocuğun çevresini keşfetmesine izin verilir ve desteklenirse kazanacağı duygu, “özerklik”tir.

           

 

  1. Girişimciliğe Karşı Suçluluk Duygusu (3-6 Yaş ) Bu evrede çocuk kendi başına

girişimlerde bulunur. Çocuğun bu konuda gelişebilmesi, girişimlerinin desteklenmesine ve merakının giderilmesine bağlıdır. Eğer çocuk, davranışlarından ve ilgilendiği konulardan ötürü eleştirilirse, bulunduğu girişimlerden ötürü suçlanma eğilimi gösteren bir kişilik özelliği geliştirir. Erikson’a göre çocuğun motor ve dil gelişimi, onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına katkı sağlar. Çocukta girişkenliğin artmasıyla, problem olan davranışları da artar. Girişkenliği, ebeveyni ve öğretmenleri tarafından cezalandırılan çocuk, gerek bu dönemde gerekse hayatının gelecek dönemlerinde yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp suçluluk duyabilir. Ancak, çocuğun her yaptığı davranışın onaylanması da ahlak gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bu durumda, çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler konusunda bir denge kurularak girişkenlikleri desteklenmelidir.

  1. Başarılı Olmaya Karşı Yetersizlik Duygusu (7-11 Yaş) Bu dönemde çocuk,

yaşantılarından bazı sonuçlar çıkarabilecek biçimde düşünmeye başlar. Bu evrenin en önemli kazanımı “çalışkanlık” duygusunun edinilmesidir. Dönemin belirgin özelliklerinden birisi, kendisini başkalarıyla kıyaslamaktan kaynaklanan yetersizlik ve aşağılık duygusudur.

 7-11 yaş döneminde okul yaşantısı da çocuğu etkilemektedir. Anne babanın

Sağlayamadığı destek bazen okuldan gelebileceği gibi, evinde anne babası tarafından beceri kazanmaya teşvik edilen çocuk, okulda kendine olan saygısının azalmasına neden olabilecek öğretmen tutumlarıyla karşı karşıya kalabilir. Öğrendikleriyle, başardıklarıyla çevresinde beğeni ve takdir toplamak bu dönemde vazgeçilmez bir ihtiyaç olmuştur. Bu nedenle gerek öğretmenlerin gerekse anne babaların çocuğun başarı ihtiyacının doyurulmasında hayati önemi bulunmaktadır. Çocuğun başarılı olma isteğinin karşılanmasında, onların yapamayacakları becerilerden ziyade, yapabilecekleri beceriler üzerinde durmalıdırlar. Çocuktan yeteneğinin üzerinde bir başarı göstermesini bekleyerek sonuçta başarısız olarak değerlendirmek yerine, kendi gücüne uygun düşen sorumluluklar yükleyerek başarılı kılmak en doğru davranış olacaktır.

 

Ericson çocuğunun sosyal gelişimindeki bu şekilde evrelere ayırırken ve çocuk ve etrafında aileyi psikolojik sosyal disiplinlerarası işlemiştir.

            İster doğa bilimleri olsun ister sosyal bilimler olsun hangi disiplinlerarası olursa olsun mutlaka aile vardır ve hepsi aile kurumundan ortaya çıkmıştır. Ademin yaratılması daha sonra havvanın yaratılması ile doğal olarak aile kurumu başlamıştır. Habil ve kabil ve soylarından gelen çocukları toplumu oluşturup diğer kurumlarında tarihi süreç içinde yerleri almaya başlamıştır.

            Kuran da geçen kıssalara bakacak olursak toplum, aile ve çocuğu bu süreç içinde en iyi anlatmaktadır.

Kur’an’daki kıssaların, çocukları tarihe bağlamanın yanında, onların inançlarını güçlendireceği bir gerçektir. Çocuklar, Allah’ın inanç üzerinde olanları desteklediğini ve inançsız olanları da nasıl perişan ettiğini yaşanmış bu olaylar sayesinde öğrenmiş olacaklardır. Geçmişe iman bağıyla bağlanmış olduklarından böylece çocuklar, tarihlerinin ilk inanan insan Adem ile başladığını öğrenecekler ve çok zengin bir geçmişlerinin varlığından haberdar olacaklardır. Dolayısıyla bazı şartlardan dolayı zayıf veya yenik pozisyona düşmüş olsalar bile, bunun sonuna kadar devam etmeyeceğini, bu kıssalar sayesinde bileceklerdir. Eğitimcilerin de kabul edeceği gibi, çocukları çok belirgin bir şekilde etkileyen, onların okumaya ve bilgi edinmeye karşı hislerini canlı tutan kıssalar da bulunmaktadır. Çocuğa bilgi edinme ve daha farklı şeyleri öğrenme isteğini yerleştirmesinin yanında en etkin eğitim yollarından birisi olduğunu da burada belirtmek isteriz. Kıssaların bu çekici özelliklerinden olsa gerek ki, Yüce Allah Hz. Peygamber’e niçin Kur’an’da kıssaları aktardığını şu şekilde belirtmiştir: “Peygamberlerin haberlerinden, senin yüreğini güçlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz.” (Hûd, 11/120) Eğitim sahasında Kur’an kıssalarına çocuğun seviyesine göre yer vermek, çocukta sağlam bir inanç ve iyi bir ahlakın gelişmesinde en etkin amillerden biridir.

Telifsiz stok fotoğraf ID: 1383009098

 

Çok küçük yaştan itibaren, çocukların eşyaları ayırt etmesinden sonra çocuklara Kur’an’daki kıssalar yoluyla bazı şeyler öğretilebilir. Edindiğim tecrübe çocukların Hz. Musa’nın Firavun ile olan kıssası, Hz. Yunus’un kıssası, Hz. Yusuf’un kardeşleri ile olan kıssası ve Hz. İbrahim’in kıssası gibi peygamber kıssalarına aşırı ilgi gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Özellikle de Hz. Peygamber’in hayatından kesitler oluşturan kıssalar bunların başında gelmektedir.

 

Kur’an kıssalarının bir hikâyeden ibaret olmadığı bilinmeli, bilakis bazı ibret ve sebepler için zikredildiği anlaşılmalıdır. Çocuklarımıza bu kıssaları yeri geldiğinde uygun olacak şekilde gerekirse resim ve film yoluyla öğretmemiz gerekir. Eğer bunu bu şekilde başarabilirsek o zaman kıssalardan istifade etmiş oluruz. Şimdi de yukarıda belirttiklerimizle birlikte çocuklara tavsiye edilebilecek Kur’an kıssalarından bazılarını burada aktaralım:

  1. Hz. İbrahim’in ateşten kurtulması. (Enbiya, 21/ 51-72)
  2. Hz. İbrahim’e ölü kuşun canlandırılması. (Bakara, 2/60)
  3. Hz. Musa’nın mucizeleri. (İsra, 17/101; Neml, 27/12)
  4. Hz. Yunus’un balığın karnından kurtarılması. (Enbiya, 21/87)
  5. Allah’ın yüz yıl ölü bırakıp sonra dirilttiği Hz. Üzeyr’in kıssası (Bakara, 2/259)
  6. Hz. Süleyman’ın emrine verilen rüzgâr hadisesi. (Enbiya, 21/81)

 

  1. Hz. Nuh’un Kıssası. Bu kıssa içinde Hz. Nuh’un kavmine Peygamber olarak gönderilmesi, kavmini tevhide çağırması, inkârcıların tavrına karşın tebliğe devam etmesi, kavminin helak olması; geminin inşa edilmesi, Müminlerin gemiye binmesi, tufanın başlaması, oğluyla konuşması ve onu ikna etmeye çalışması, Allah- ‘ın Hz. Nuh’a öğüdü, tufanın sona ermesi ve gemideki müminlerin kurtulması ele alınmaktadır. (Araf, 59-72) 8. Hz. Yusuf’un kıssası. Yusuf Sûresi, başından sonuna kadar Hz. Yûsuf’un kıssasını konu edinir. Bundan dolayı bu sûreye “Yusuf Sûresi” denmiştir.

Telifsiz stok vektör ID: 1179676807

 

Kur’an kıssalarının çoğunda, geçmiş peygamberlerin ümmetleriyle aralarında geçen mücadelelere yer verildiği gözlenir. Tarih sahnesinden geçmiş iyi ve kötü grupların sonları ve yaptıklarının bedeli canlı bir şekilde ortaya konur ve âdeta sinema sahnesindeki film gibi canlandırılır. Böylece doğruluk, adalet, kardeşlik, sadakat, sabır, merhamet, hoşgörü gibi davranışlar ile yalancılık, ihanet, zulüm, nankörlük, kibir, gurur gibi niteliklere sahip toplulukların yaşam mücadelesi, günün insanına doğrudan, herhangi bir telkine ihtiyaç duymadan bir ibret tablosu olarak sunulur. (4).

Sunulan bu ibret tabloları çocuklarımıza ufuklarını acarken bir yandan da doğru kaynaktan mesajları almaya başlarlar. Etkileşim kendiliğinden oluşur. O kadar ki

Kıssaların verdiği mesajların çocuklar üzerinde olumlu etkilerini günümüz kuramcıları da farkına varmış ki çeşitli yöntemler adı altın da kuramların için de yer aldığını da görülür.

Çocuğun eğitimi için rol modellerin önemi herkesçe malumdur. İlk rol modelleri anneleri babaları daha sonra en yakın çevresi olan yakın akrabaları, okul ve öğretmenleri ya da hayran oldukları kişilerdir.

Ebeveynler olarak ilk rol model olurken geleceği inşa edecek bireylere örnek olduklarının farkın da olup çocuklarının fiziki büyümesinden beslenmesine kadar nasıl dikkat ediyorsa ruhsal beslenmesi içinde aynı titizlikle özen göstermelidir. Topluma, ailesine, çevresine, vatanına duyarlı bireyler yetiştirmelidir. Yoksa bir enkaza kendi ellerimizle imza atarız.

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

  • GÖKÇE, Birsen (1976), “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1-2, Ankara.
  • Erikson, Erik, H., İnsanın Sekiz Çağı, (çev. Bedirhan Üstün-Vedat Şar), Ankara, 1984, s. 39 vd. g. e., s. 39 vd.
  • https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/240/233-ayet-tefsiri 4.Aralık.2019.
  • Aydın M. Çocuk Eğitiminde Kuran Kıssaların Önemi, Sakarya, Sakarya Eğitim Fakültesi Dergisi 2007:54-107.

 

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.