26°C
ANKARA HAVA DURUMU26°C Az Bulutlu
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları Arşivi

Gelard

Kent Ruhu ve Külliye / Prof. Dr. Mustafa Çevik

- +
Kent Ruhu ve Külliye / Prof. Dr. Mustafa Çevik

Kent kelimesi cent veya centrum kelimesinin Türkçeye aktarımıdır.
Grekçedeki kantoin ve eski İngilizcedeki kentishsözcüklerinden tutun batı
dillerinde onlarca versiyonu ve farklı kullanımı vardır. Ama hepsinin neredeyse
ortak çağrışımı “merkez”iliktir. Bir şeyin merkezi, orta noktası veya etrafında
dönülen yer gibi anlamlar içerir bu kelime.
Hatta Hint-Avrupa dil ailesinde bu kelimenin izini sürdürdüğümüzde bir
çok İrani(Farsi değil) dildeki kend ve gund kelimesine dayandırılabileceğini
de rahatlıkla söyleyebiliriz. O nedenle aslında bu gün halk arasında
yapılan kentli ve gundi(köylü) ayrımının çok büyük bir ayrım olmadığı,
aradaki farkın mahiyet farkı değil sadece derece farkı olduğu açıktır. Ancak
bu farklı bir yazının konusudur, geçelim.
Kent denildiğinde yaşamın, ekonominin, yönetimin ve kültürün
merkezileştirildiği alan diye tanımlayabiliriz. Bir yerleşim yerinde elbette
merkezilik ve merkezden yönetmek ve yönlendirme düşünülebilir. Ancak
burada iki şey gözden kaçırılmamalıdır:
Birincisi merkezin felsefesinin ne olduğu. İkincisi ise merkezi müdahalenin ne
oranda olduğu. Yani özgürlüklerin ne oranda müdahaleye maruz kaldığı
önemli olduğu gibi müdahalenin nasıl bir zihniyet ve niyet ile yapıldığı da
önemlidir.
Mesela Hitlerci bir mantıkla faşist ve ırkçı bir yönelimle yönetimler
merkezileştirileceği gibi kentin Farabi’nin ütopyasında tasarlandığı gibi
erdemli yaşama yönlendirilmesi niyetiyle de merkezileştirilmesi mümkündür.
Bu ikisi arasında çok büyük fark vardır. Biri kentin sömürülmesi ve suiistimali
için merkezi yapıyı devreye sokarken öteki erdemli bir toplum tasarımı için
merkeziliği devreye sokmuş oluyor.
Bu gün Türkiye’de ve dünyada kentler hangi anlayış ile
“merkezileştirilmektedir” bunu düşünmek gerekir. Kentlerin bir istikamet ve
ruh olmaksızın yönetilmemesi durumunda halklar giderek değerler ve inançlar
bazında fesada uğrayacak, toplumsal kaos ve çözülme durumu kaçınılmaz
olacaktır. Kentlerin mutlaka bir manevi istikamet ve ruh ile yönlendirilmesi
gerekir. Bu istikameti belirleyecek olan “külli” bakış ve “külliye” mantığı
olmalıdır. Kül kelimesi bilindiği gibi toplam ve bütün anlamlarına gelir.
Bizdeki Külli İrade ifadesi İlahi irade anlamında halk arasında bilinen bir
kelimelidir. Bu doğrultuda kent külliye ilişkisini düşünüldüğündü kentin bir
“külli” ruh ile dönüştürülmesi ve yönetilmesi gerekir. Aksi
durumda kent/gund sadece seküler ilişkiler ve ihtiyaçlar nedeniyle bir araya
gelmiş dayanışma topluluğundan öteye gitmez.
Kültürümüzde kentlerin sadece seküler ihtiyaçlar ve ilişkiler nedeniyle bir
araya gelmiş topluluk olarak düşünülmesi ve kentlerin böyle bir anlayış ile
yönetilmesi düşünülemez. Mutlaka kentlerin bir istikameti ve ruhu olmalıdır.
Bu da “külli ruh”tur denilebilir. Kişilerden, nesnelerden ve ihtiyaçlardan doğan
küçük “cüz”lerin yönettiği kent mantığı aslında bir tür putperest kent
anlayışıdır. Kenti yöneten “külli ruh” gözden kaçırılır ise eğer, seküler
unsurların kutsanarak yüceltildiği ve yeni kutsalların
üretildiği mekânlara dönüşür.
Kentin tasarımı ve yönetimi eğer, daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi,
salt estetik ve yarar ilkesine dayalı bir anlayış ile sürdürülür ise “iyi”nin ve
“erdem”in ıskalandığı kentlere dönüşür. İnsan kendini başıboş bırakıldığını
sandığında kenti sadece ekonomik amaçlar ve araçlar doğrultusunda
dönüştürür. Onun için rahatlıkla denilebilir ki kent yönetimi ve tasarımı
tamamen bir medeniyet tasavvuru ile ilişkilidir. Kentinizi nasıl yönettiğiniz sizin
gelecekteki toplum ve medeniyet anlayışınızı da belirleyecektir.
Bu gün kente turist çeken bir belediye bununla çok övünebiliyor. Kentlerin
kimliği denilince kenti özel kılan müzik, gastronomi, mimari, edebiyat vs.
alanlarında öne çıkan görünümü akla geliyor. Elbette kentlerin kimlikleri
önemlidir. Ama her kentin kendine özel kimliğinin dışında bir de bütün
kentlerin sahip olması gereken bir “erdemli toplum” amacı olmalıdır. Bu
doğrultuda yol alırken ne kent kimliği ne de “Unesco Yaratıcı Şehirler Ağı”
gibi projeler bunun önüne geçmemelidir. Çünkü her ikisinde de temel amaç
insan değil, mana değil, erdem hiç değildir. Bütün bu kent konseptlerinin ortak
yönü kalkınma ve sürdürülebilir ekonomik ve ekonomik getiri gibi seküler ve
her an değişebilir projelerdir.
Külli mantık ve külliye mantığı ile kente ve kentlilere daha yüksek hedefler
konmalıdır. Bir arada yaşamanın tek amaca ihtiyaçları gidermenin kolay
yolunu bulmak olmamalıdır. Bir arada yaşamanın temel amacı manevi
kalkınma ve sürdürülebilir bir erdem ve ruh hali olmalıdır. Toplumlar ve
kentler başıboş bırakılmamalıdır.
Kentin yolları, alt yapısı, kültür merkezleri, mimarisi, eğlence ve dinlenme
mekânları tasarlanırken bu “sürdürülebilir erdem” gözden kaçırılmamalıdır.
Mekân bilindiği gibi “olunun yer” veya insanın “olmakta olduğu yer”
anlamına gelir. Olmakta olduğumuz yer, yani “mekân” tasarlanırken nasıl
olmamız gerektiği de göz önünde bırakılmalıdır. “Bırakınız insanlar istediği
gibi yapsınlar, olsunlar” demek serbest piyasanın ve liberalizmin fetişleridir.
Bu söylemler salt özgürlük merkezli masum çağrılar değildir. İçinde yeni bir
din ve yeni bir yaşam tarzı barındıran anlayışlardır. Kent tasarımını ve
mekânı, olmayı bu piyasa fetişine bırakmak doğru değildir.

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.