28°C
ANKARA HAVA DURUMU28°C Az Bulutlu
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları

Gelard

Küçük Mekanlara Sığdırılan Büyük Hayaller. Hatice Tezgel/Makina Mühendisi

- +
Küçük Mekanlara Sığdırılan Büyük Hayaller. Hatice Tezgel/Makina Mühendisi

 

KÜÇÜK MEKANLARA SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER

Hatice Tezgel

Makina Mühendisi

Mağaradan gökdelene uzanan ev hikayesi insanın doğa koşulları ve tehlikelere karşı barınma ihtiyacı ile başlamıştır. İlk çağlarda sadece uyumak ve korunmak amacıyla aileleri ile birlikte kullandıkları ağaç kovukları, kaya altları, tırmandıkları ağaçlar ve mağaralar barınak iken, yapı bilgileri arttıkça doğadaki malzemeleri de kullanarak ev inşa etmeye başlamışlardır. Rüzgar çitiyle başlayan ilk inşa; iri hayvanların kemikleri üzerine gerdirilmiş post ile çadır yapılması, toprağın kazılmasıyla oluşan çukur üzerine çalı çırpı ile kapatılarak barınak oluşturulması ile devam etmiştir. Cilalı taş devrinde avcılıktan tarıma geçiş ile birlikte pişmiş tuğla ve kerpiçten ev yapmayı öğrenen insanın, ihtiyaç, iklim koşulları ve mevcut malzeme ile birlikte evlerinin plan ve yapı üslupları da değişkenlik göstermiştir. Eski Mezopotamya’da yapı inşasında taş, tuğla ve kerpiç kullanılıyorken, bataklık bölgelerde saz ve dal, kutup bölgelerinde de buz tercih edilmiştir. Göçebe toplumlarda çeşitli malzemelerden yapılmış çadırlar barınak olarak kullanılırken, kimi toplumlar kayaları büyük ustalıkla oyarak yaşam alanları oluşturmuşlardır. Babil kulesinde iyice pişirilmiş kerpiçlerle ziftli harçtan faydalanılmış, Süleyman’ın yaptırdığı sarayın suyu andıran parlak zemini hayret uyandırmıştır.

ANTİK ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE KONUT MİMARİSİ

Korunma ve barınma ile başlayan serüvende yerleşik düzenin getirdiği birlikte yaşama olgusu ile önce birleştirilen yapılar, ilişkilerin çeşitliliği ve karmaşıklığının artmasıyla komün sistemden çıkılarak geçit ve sokaklarla tekrar bölüştürülmüştür. Aynı toplum içindeki bireysel ilişkiler ve yönetim şekilleri bireyler arasında statü farkı oluşturmuş, konut mimarisinde malzeme kalitesi, konut büyüklüğü oluşan statü farkına göre şekillenerek çeşitliliği artırmıştır. Toplumlar arasındaki ticari ve sosyal ilişkiler ise korunma ihtiyacını vahşi hayvanlar ile iklim şartları olgusundan çıkararak insanın insandan korunmasına vardırdığından surlarla çevrili kentler oluşmasını sağlamıştır.

Antik Yunan döneminde kamusal yapılara verilen önem nedeniyle tapınak, tiyatro, çeşme gibi yapı kalıntılarına daha sık rastlanmakla birlikte dönemin konut mimarisini amaç edinmiş David M. Robinson, J. Walter Graham gibi araştırmacıların yaptığı çalışmalar dönem konut mimarisine ışık tutmaktadır. Oval planlı, tek odalı kerpiç duvarlı saz damlı ( İ. Ö. 925-900) konutlardan, merkezi büyük

bir ocak ile sütunlu bir girişi bulunan ve bu girişin önünde çeşitli odaların ve büroların açıldığı bir avlusu olan megaron ev tipine ( İ. Ö. 650 ) ertesinde prostaslı yani giriş, avlu, prostas ve oikos sıralamasına sahip konutlara geçişi Helenistik dönemde daha lüks ve gösterişli yapıya sahip penstilli ev tipleri izlemiştir.

Anadolu mimari gelişim sürecini tanımaya en büyük katkıyı Çayönü kazılarında saptanmış olan konutlar vermektedir. Yerleşik döneme geçilmesiyle beraber çukur tabana sahip,  dal ve kamışlar ile sepet gibi örülmüş çatılmış ağaçların çamurla sıvanmasıyla oluşan yuvarlak planlı konutlar; depo işlik ve ocak gibi ortak kullanımları içeren geniş bir ortak alanın çevresine kümelenmiştir. Tarımın insan hayatına girmesiyle yiyecekleri işleme, kurutma depolama gereksinimi depo ihtiyacı doğurmuş, ortak kullanım alanları konut içlerine alınarak konutların genişlemesine neden olmuştur.

Divanü lugati’t-Türk’te geçen kelimelerden elde edilen bulgulara göre eski Türk evlerinde içinde yüklük bulunan bir yatak odası, kap kacağın yerleştirildiği raflar bulunan bir mutfak, ısı yalıtımı ve süs olarak halılar ile kaplanmış duvarları bulunan bir oturma odası, bir odunluk, yaz aylarında kullanılmak üzere bir buzluk ve bir çardak vardı.

 Araplarda evler bitişik nizamda, sıcak iklime uygun olarak kalın duvarlı, çok sayıda oda ve ticari malların saklanabilmesi için serin mahzenli olarak inşa edilirdi. Evlerin aydınlatması hurma dalları veya çalı yakmak ile ya da yaygın olmamakla birlikte fitilli yağ lambaları ile sağlanırdı. Üç katlı taştan yapılmış evlerde vardı. Bu evlerin üçüncü katı adam boyu kadar yükseklikte mazgallı korkuluk duvarlar ile çevriliydi. Sıcak gecelerde teraslar uyumak için, alt kat ahır ve malzeme deposu, ikinci kat ise oturmak için kullanılırdı.  

 

KONUT MİMARİSİNDE PANDEMİ ETKİSİ

 

Hayata gelişimiz ve yaşamımızın devamı, insanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya   hem maddi hem de manevi muhtaçlığına bağlı bir denge üzerine kurulmuş, bu mecburi muhtaçlık diğer tüm yaratılmış türlerle sürekli irtibat halinde olmamızı hatta yaşamamızın  yaşamalarına bağlı olduğunun farkına varmamızla birlikte olabildiğince dengeyi korumaya çalışarak türlerinin devamı  için hassas davranmamızı gerektirmiştir. Bacon’un “Doğanın hizmetkârı ve yorumcusu olan insanoğlu, deney ve düşünme yoluyla doğa düzeninin sırlarını anladığı ölçüde, eylemde bulunabilir ve bilgi edinebilir. Doğaya egemen olmanın koşulu, ona boyun eğdirmektir” yaklaşımıyla başlayan “doğaya egemen olma” tutkusu doğayı sömürme tutkusuna dönüşmüş, insanın hayatını kolaylaştırma amaçlı teknoloji doğayı tüketmeye başlamıştır. Düzeni bozulup tükenmeye mahkum edilen doğal denge ve çoğalan insanın yerleşim yerlerinde kendi atıklarının yakınlarında yığınak oluşturmaları doğal afetlere ve yanı sıra salgın hastalıklara yol açmıştır.  

Tarım toplumuna geçiş ile birlikte hayvanlar ile daha sık ve yakın temas içinde olan insanın temiz suya erişiminin güçlüğü, temizliğe yeterince önem verilmemesi, atıkların doğru biçimde uzaklaştırılamaması ve bozulan doğal denge salgın hastalıkların ortaya çıkmasında en önemli faktörlerdir. Toplumlar arasında ticari ve kültürel amaç için etkileşim salgınların hızlı yayılmasına sebep olarak toplu ölümlere yol açmıştır. Tarihe siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal etkilerinden dolayı kara ölüm olarak geçen veba, her tekrarında büyük korku ve felaketlere sebep olması nedeniyle hafızalara kazınmış en büyük salgındır.

İlk olarak Filistin’de görüldüğü tahmin edilen veba, Avrupa’da her yaşandığında büyük boyutta yıkımlara sebep olmuştur. Avrupa’da hızla artan nüfus dolayısıyla daha çok gıdaya ulaşım için yapılan yanlış uygulamaların doğal dengeyi bozarak iklim değişikliklerine neden olması, temizliğe yeterince önem verilmemesi, hatta inanç gereği kirliliğin teşvik edilmesi, hekimlerin ancak zenginlerin ulaşabileceği bilge kişiler olarak kabul ediliyor olması yanında kent ve konutların mimari özellikleri yaşanılan sürecin daha da kötüleşmesine etki etmiştir.

 

Kıvrımlı ve dar sokaklara sahip Ortaçağ Avrupası kentlerini istilalardan korumak için yüksek taş duvarlar ile çevirmişlerdi. Tuvalet ve akarsuyu bulunmayan evler üst üste inşa edilir, pencereleri tahta perde veya gazlı kağıt ile örterlerdi. Tavanı basık olan bu evlerde çiftlik hayvanları ile beraber yaşar, onları beslemek için dövülmüş topraktan zeminlere yemek artıklarını dökerlerdi. Pissu toplamak için altyapıya sahip olmadıkları ve evsel atık tertibatı bulunmağı için sokaklara dökülen her şey hastalığın hızlı yayılmasında daha büyük etken olmuştur. Veba salgınını önlemek için yaşam şekillerini değiştirmek zorunluluğu hisseden Avrupalılar karantina uygulamaları gibi tedbirler alarak temizliğe daha fazla önem vermeye başladılar. Her akşam pazar yerleri yıkanıp, etrafına çöp atmak yasaklandı. Hamamlar açılarak, kentlere kanalizasyon yapıldı. Veba salgınlarından kurtulmanın ve salgınların bir daha tekrarlanmamasının en önemli nedeni inşa teknikleri, mimari yapı ve yapılarda kullanılan malzemelerin tamamiyle değiştirilmiş olmasıdır. Yoksulların veba döneminde kulübeleri kurutulmamış keresteyle yapılıyor, damlarda saman, zeminde ise on yıllık saman yığınlarıyla karıştırılan toprak veya kil kullanılıyordu. Zenginlerin  evlerinde ise bol ve sağlam kereste kullanılırdı. Damlarda ve zeminde kullanılan saman ile  duvarları dolduran sazlar ve tahıl çuvalları farelerin kolayca üremelerini sağlayarak onlara yuva oluyordu. Yaşanılan her pandemi tüm sosyal yaşamın gözden geçirilmesine sebep olarak yenilenme ihtiyacı hissettiriyor.  Yenilenme düşünsel anlamda olduğu gibi yaşamı ve dolayısıyla yaşanılan yerleri de kapsıyor. Tevrat’ta cüzzamdan korunmak için İsrâiloğullarının Ken‘an diyarını ele geçirip yerleşik düzene girince inşa ettikleri muhteşem evlerin tadilatından bahsedilir (Levililer, 14/33-47).

 

 

           

DOĞA DOSTU YEŞİL SIĞINAKLAR

 

İnsan çocukluk evresinden yetişkinliğe adım atarken tanıma evresindeki en önemli yönlendiricisi merak duygusudur. Tanımaya çalışırken deneyerek öğrenmeyi dinleyerek kabul etmeye tercih eder. Ateşe dokunduğunda canının yanacağını söylediğiniz çocuklardan çoğu yine de acıyı hissedene kadar ateşe dokunur. Her birey münferit veya toplumsal olarak tüm süreçleri yaşanmışlıkları duyduğu gördüğü halde tekrarlar. O yüzdendir belki de çağlar boyu yeryüzündeki dejavu etkisi. Yeryüzüne doğayla dengeli yaşamaya mahkum gönderilmiş insanoğlunun doğaya ısrarlı hükmetmeye çalışması ile doğal dengeyi bozması, hırs ve egosunun sonucu insanlar arasında statü farkı oluşturarak bireyler ve toplumlar arasında meydana getirdiği eşitsizlik ile sosyal dengeyi talan etmesi, yetinmeme, kontrolsüzlük ve lüks yaşam tutkusu sonucu hayvan neslini tüketmesi ile kurulu düzeni altüst edip doğal afetlerin oluşmasına, salgın hastalıklara, savaşlara neden olarak adeta belirli periyodlarla dünyada küçük kıyametlerin oluşumunu sağlamaktadır. Tarih ders çıkarılmadığı zaman tekerrür eder. Adeta Ortaçağ Avrupa’sının yok oluşuna sebep olan kara ölüm veba salgınının farklı versiyonunu günümüzde yaşamaktayız. Oyuncular ve dönem farklı olsa da oyun aynı romandan uyarlanmış gibi. Pandeminin kökeninin laboratuvar veya doğal ortam olması insanı masumlaştırmıyor. Küresel dünyanın bir ucunda yapılan herhangi bir hatanın çemberin dışına çıkılamayacağını varsayarsak tüm evreni istemesek te etkileyecektir. Kimilerinin pervasızlık ve hırslarının bedelini her defasında  maalesef milyonlarca masum ödemek zorunda kalıyor. Çıkış nedeni, yayılma hızı, koruma tedbirleri benzerlikler gösteren iki pandemideki tek fark belki de maskelerdeki şekil farklılığıdır.         Yeniçağ pandemideki evlere sığınma mecburiyeti, tıpkı geçmiş dönemdeki gibi konut mimarisinde zorunlu bir değişim ihtiyacı göstermekte. Çocuk ruhumuzdan kaybetmediğimiz tek şey olan dinlemeden deneme olgusundan vazgeçerek evreni azat etmemiz için enerji kaynaklarını tüketmek üzere olduğumuz dünyamızda, yerleşim alanlarımızda, kamusal yapılarımızda ve konutlarımızda yenilenebilir enerji kaynaklarımıza yönelmemiz gerekmektedir.

 

GECEYİ GÜNE DÖNÜŞTÜREN SİHİR; AYDINLATMA SİSTEMLERİ

 

Tarihin en eski buluşlarından biri olan ateşten çok fonksiyonlu olarak yararlanılmıştır. Gıdayı ateş ile buluşturan insan,  hayvan yağının yanıcılığını fark edince ateşin yaydığı ışıktan da faydalanmayı amaçlar. Aydınlatma amacıyla ilk olarak meşalelerde kullanılmaya başlanan ateş, 30 bin yıl öncesinde içleri çukur taş kandillere doldurulan yağlara eklenerek devam etmiş, 15 bin yıl öncesinde pişmiş toprak kandillere hayvan kılı veya kara yosunundan yapılmış fitillerin eklendiği kandiller eklenmiştir. Donmuş yağı sıvılaştırarak keten veya pamuk ipliğini fitil olarak kullanan Romalılar günümüzdeki mumların ilk bulucusudurlar. Ortaçağda balmumu mumun hammaddesi olarak kullanılmış, meyve kabuklarından elde edilen parafin ile daha iyi bir yanıcılık sağlanması elde edilmiştir. 4000 yıl önce camı petrol türevi yakıtlarla buluşturan insanoğlu, ampülün icadıyla geceyi gün ışığına dönüştürmeyi başarmıştır. Elektriğin teknoloji ile buluşması hayatı kolaylaştırırken beraberinde daha fazla enerjiye erişim gerekliliğini meydana getirmiştir. Kullanılan enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek daha az enerji sarfiyatı sağlayan ürünlerin tasarımını zorunlu hale getirmektedir. Yeni dönem konutlar olabildiğince gün ışığından faydalanabilecek şekilde tasarlanmalı, kullanılacak aydınlatma  araçlarında en asgari seviyede enerji tüketimli sistemler tercih edilmelidir. Konumu itibariyle yenilenebilir enerji kaynaklarından;  güneş, hidrolik, jeotermal ve rüzgar enerjisinden en azami şekilde faydalanabilecek potansiyele sahip ülkemizde konutlar da kendi enerjisini üretebilecek şekilde tasarlanmalıdır.

 

ISITIRKEN AYDINLATAN ROMANTİK BİR DOKUNUŞ: ŞÖMİNELER

 

Ateşin insan hayatına girişi beslenme tarzını değiştirmesi yanında, yaşamının ilerleyen her anında kolaylaştırıcılık sağlamıştır. Üzerinde gıdasını pişirirken hem ışığından hem de ısısından faydalanabilmekteydi. Verdiği ışığı hapsetmeyi başaran insanoğlu yaydığı ısıdan da ilk olarak yer ocakları vasıtasıyla faydalanmıştır. Aşırı dumanı açık olmasının dezavantajı idi. 10.yüzyıldan sonra yanma sonucu oluşan gazların bir  bacadan atılması sağlanarak kapalı ocak şekline getirilmiş, ilerleyen dönemlerde kapalı ocaklar taş ve kil soba halini almış, 14.yüzyılda çini soba halinde kullanılmıştır.

Soba dışında ateşin yaydığı ısıdan faydalanılan bir diğer sistemde şöminelerdir. Şöminelerde hava akımını ve günümüzde kullanılan haliyle baca sistemini İngiltere Kralı II. Charles’ın yeğeni Prens Ruppert  geliştirmiştir. Odunun yanarken çıkardığı ses ile ateşin dansı görsel ve işitsel bir haz sağlarken yaydığı ışık ta kısmi bir aydınlığa sebep olmaktadır. Yalnızca bulunduğu yeri ısıtabilme ve ısı kaybı gibi dezavantajları bulunan şömineler zamanla merkezi ısıtma sistemi olarak ta kullanılmaya başlamıştır. Şöminenin arkasına veya üzerine yerleştirilen bir su kazanı ile borulardaki suyu ısıtmak için  şöminenin üzerine yerleştirilen bir  ısı değiştirici ve suyun sistemde dolaşımını sağlayan bir su pompası ısının tüm konuta yayılmasını sağlayabilir. Isıtılmış gazın baca ağzına doğru geçişini yavaşlatarak daha fazla ısı transferi yapılmasını sağlayacak baca sistemleri ile daha verimli bir ısı elde edilebilir.

Güneş, en önemli yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir. Fotovoltaik teknoloji ile güneş enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülebilirken, güneş enerji sistemleri konut ısıtmasında da kullanılabilir. Isınan havanın yükselmesi göz önünde bulundurularak ısı dağıtımı yerden sağlanarak daha konforlu ısınma sağlanabilir.

 

HER ŞARTTA GIDAYA  EN HIZLI ERİŞİM : KİLER

 

Barınma ve beslenme temelinde yaşam mücadelesi veren insanın  gıdaya erişiminin kolay olmaması,  gıdayı çeşitli tekniklerle koruma ve saklama ihtiyacı doğurmuştur. Et ve et ürünlerini kurutma, tuzlama ve kavurma teknikleriyle saklayarak gıdaya erişimin güç olduğu şartlarda tüketebilirken süt ve ürünlerinden çeşitli mayalama teknikleriyle uzun vadede faydalanabilmişlerdir. Tarım yoluyla elde ettikleri gıdaları büyük depolarda saklamış, taş değirmenlerde öğüterek un ve tahıl ürünlerini çeşitlendirmişlerdir. Yusuf peygamber’ in hayatından kesitlerin anlatıldığı  Yusuf suresi 46- 47-48-49 uncu ayetlerde kıtlık döneminde aç kalmamak için gıdanın saklanması gerektiği anlatılmıştır. ” Ey Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak. Umarım ki, o insanlara doğru cevap ile dönerim, onlar da ( senin kadrini ) bilirler. Dedi ki: ” Yedi sene eskisi gibi ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden başka. Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyip bitirecek. Sonra da onun arkasıdan yağışlı bir sene gelecek ki, halk onda sıkıntıdan kurtulacak, ( üzüm, zeytin gibi mahsülleri) sıkıp faydalanacak” Neolitik dönemdeki konut yerleşimlerinden elde edilen bulgular avlu etrafında konuşlandırılmış konut, tapınak ve erzak depolarından müteşekkil olduğunu gösterir. Sonraki dönemlerde konut içine alınan erzak depoları yani kilerler yaşadığımız pandemi sürecinde de önemini bir kez daha göstermektedir. Uzun süreli mecburi konut hapisleri, gıdaya erişimin tehlikeli ve güç olması, sonrasında üretimin sekteye uğraması sonucunda gıdanın teminin zorlaşabileceği ihtimallerinden dolayı yeni konutlarda, birkaç aylık ve hatta yaşam için zaruri olanların daha uzun vadeli erzakı koruyabilecek şekilde kiler tasarımlarına yer verilmelidir. İnsanlığın varoluşundan beri çeşitli etkenlerden dolayı eksikliğinden veya daha fazlasını isteme arzusundan kaynaklı gıda savaşlarının dünya düzenini sürekli değişmeye zorlayacağı kaçınılmazdır.

KONUTUN HUZURA AÇILAN KAPISI :BAHÇELER

   

İnsan nüfusunun artışı, yaşamı beraber paylaşmanın azalması, aile olgusunun yok oluşu, daha bencilce ve münferit yaşamın tercihinden dolayı artan konut ihtiyacıyla birlikte yatay mimariden dikey mimariye hızlı bir geçiş olmaktadır. Kapitalist sistemin yoğun çalışma saatlerine hapsettiği insanlar için konutlar, yalnızca ertesi gün daha yoğun bir tempo ile çalışabilmek için birkaç saat geçirdikleri bir alan haline geldi. Geçirilen vakit azaldıkça konutların dünyaya açılan kapıları olan bahçelerden arındırılan evlerde, balkon boyutları da her geçen gün biraz daha küçültülerek zemine kadar uzanan camların önüne döşenmiş korkuluk halini aldı. Konutlarımızda daha fazla vakit geçirebilme ihtimalini yaşatan günümüz pandemisi dört duvarımızın dış dünyayla temasını tamamiyle kesmenin mutluluk ile ters orantılı ilerlediğini göstererek bahçeli  veya teraslı ev olgusunu düşünmeye yöneltti. Konutlar yıllık gıda ihtiyacının üretilebildiği, depolanan yağmur suyu ile sulanabilen, toprak teması ve üretim ile daha kaliteli vakit geçirilebilecek hobi köşesine sahip,  suyun dinlendiricilik özelliği göz önünde bulundurularak ritminden faydalanılan, çiçekler ile dansına sahneye kuş cıvıltılarının eşliğini dahil etmek amaçlı kuş evlerini ihtiva eden peyzaj alanına sahip, dalında çocukların neşe ile sallanabilecekleri meyve ağaçları ile donatılmış bir peyzaj alanı ihtiva eden bahçeye sahip olmalıdır. Dikey mimariye sahip konutlarda balkon hacimleri geniş tutularak minyatür bir bahçe oluşturabilme imkanı sağlanmalıdır. Evlerimizi tasarlarken her türlü doğal afete dayanıklı, kendi enerjisini üretebilen, kendi ihtiyaçlarımızı üretebileceğimiz asgari atık ve karbon emisyonu salınımına sahip doğa dostu mekanlar olmasını göz önünde bulundurmak yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için zorunluluk haline gelmiştir.

 

Seçili Kaynaklar:

 

Hale Gönül, Batı Anadolu’daki Antik Yunan Konutu Araştırmalarında Başlıca Konu ve Sorunlar, YL Tezi (Yayınlanmamış), İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü,2008

 

Nil Pelin Altıntaş,  Konutlarda Tesisat Uygulamalarının İç Mekan Kurgusuna Etkisi,  Haliç Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı, YL Tezi (Yayınlanmamış), 2014

 

Serap Morkoç, Antik Dönem Yunan Evleri YL Tezi (Yayınlanmamış), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji(Klasik Arkeoloji) Anabilim Dalı, 2008

 

TDV İslam Ansiklopedisi

 

https://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/aydinlatmanin-tarihcesi-atesten-gazyagina/4377#ad-image-0

 

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.