ANKARA HAVA DURUMU
İLETİŞİM 0 312 5281010

Araştırma Yazıları Arşivi

Gelard

Mimar Sinan, Medeniyetimiz ve Gelecek / Prof. Dr. Ahmet Haluk PAMİR

- +
Mimar Sinan, Medeniyetimiz ve Gelecek   / Prof. Dr. Ahmet Haluk PAMİR

Bu makale içinde 3 ana konuya değineceğim:

  1. Sinan yapılarının önemi nedir?
  2. Mimar Sinan aslında ne yapıyordu?
  3. Bugün Sinan’ın ruhunu şad etmek için ne yapmalıyız?                                                                                     TÜRKİYENİN 100 MİMARİ ESERİ SEÇİMİ, SORUNLARI VE MİMAR SİNAN’IN YERİ            Sinan yapılarının önemini tartışmak için önce bir gazete araştırmasına göz atalım. Hürriyet gazetesinin 19 Ağustos 2017 günlü pazar ekinde “Türkiye’deki en iyi 100 Mimari Eser” başlıklı bir haber şöyle yayınlandı:   

“ En İyi 100 Mimari Eser’ soruşturmamızda 100 kişilik jürimize tanım aralığını, ilk yerleşmelerden biri olarak kabul edilen “Göbeklitepe’den Günümüze” parantezinde tuttuk. Bu parantezin içinde antik çağ, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve tabii ki Cumhuriyet dönemi mimarisi vardı. Jüri bu çağların ifadesi olan yapıları (tek ya da çoğul) kendi mimarlık anlayışları ve beğenileri doğrultusunda seçti. Seçkimiz ‘En iyi 20’lik listelerden oluştu. Ve nihayetinde akademisyenlerden, mimarlardan, kültür sanat insanlarından oluşan seçici kurul, ‘Türkiye toprakları üzerindeki en iyi 100 mimari eser’i belirledi.”

Hürriyet Gazetesinin bu girişine karşılık sizin için öncelikle şu notu eklemeliyim. En iyi mimari belgelemeleri için dört değerlendirme boyutu kabul edebiliriz. Bir tanesi yapının fiziki çevre denetim özellikleri (ısı, ışık, ses, hava kalitesi, vb), ikincisi kullanıcı değerlendirme ölçümleri (komfor hissi, genel memnuniyet hissi, verilen anlamlar, vb). Bunlara üçüncü olarak mimarlık tarihi açısından yapıların önemleri itibariyle kendi tipolojileri içinde karşılaştırmalı değerlendirme eklenebilir. Dördüncüsü ise mimari tasarımın güncel tartışmalarını da katarak ve gerektiği kadarıyla üstteki üç boyutla ilişkilendirilerek yapılan mimari eleştiri. Eleştirmenin yapıyı muhakkak gezmiş olması gerekir. Gazetenin değerlendirmesinde bu boyutların hiçbirisinden söz edilmiyor ve kullanılmıyor. Yani, mimarlık alanının önemli kişilerinin de aralarında bulunduğu bir gruba aslında öylesine bir popüler kültür değerlendirmesi yaptırılmış. Bu okuyucu açısından bakarsak derin ve iyi bilgi verecek bir soruşturma olmamış diye düşünüyorum.

Jürinin sıralaması aşağıdaki gibi oluşmuş:

1) AYASOFYA, Mimarı: Çeşitli, en son Miletoslu İsidoros ve matematikçi Trallesli (Aydın) Anthemius İstanbul, 532 ve 537,

Aldığı puan: 1273

2) SELİMİYE CAMİİ, Mimarı: Mimar Sinan
Edirne, 1568

Aldığı puan: 786

3) DİVRİĞİ ULU CAMİİ, Mimarı: Ahlatlı Hürrem Şah
Sivas, 1228, Aldığı puan: 627

4) SÜLEYMANİYE CAMİİ, Mimarı: Mimar Sinan
İstanbul, 1551, Aldığı puan: 536

5) ASPENDOS AMFİSİ, Mimarı: Zenon
Antalya, 138, Aldığı puan: 442

6) GÖBEKLİTEPE, Mimarı bilinmiyor                                                                                  Şanlıurfa, M.Ö. 9.600, Aldığı puan: 409

7) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ, Mimarı: Hayati Tabanlıoğlu İstanbul, 1946, 1966, Aldığı puan: 370

8) TOPKAPI SARAYI, Mimarı: Alaüddin Davud Ağa ve diğerleri
İstanbul, 1460, Aldığı puan: 361

Bu sonuçların 5 noktada sorunlu olduğunu düşünmekteyim.

  1. Batı kaynaklı mimari değerlendirmelerde özellikle Vitrivius’un üçlü değer sistemi kullanılır. Bu, “Firmatis, Utilitas ve Venustatis” Yani, ‘Sağlamlık/Dayanıklılık, Kullanışlılık ve Güzellik’. Sağlamlık açısından bakarsak, Ayasofya birçok kere yıkılmıştır. Önce ahşap olarak yapılanlar halk ayaklanmaları sırasında çıkan iki yangın sonucunda yanmıştır (MS 404 ve MS 532). Daha sonra taş olarak yapılanlar MS 558 ve MS 986 da iki kere kubbesi çökerek yıkılmıştır. En son, MS 1348 de tekrar yıkıldı. Yapı akıllıca sağlamlaştırılması için Mimar Sinan’ı bekledi.  Yapı ancak Sinan tarafından hem alttan açılmaları önlemek için topuklanarak hem de duvarlar ve dolayısıyla kubbe payandalarla iyileştirilerek hatalar düzeltilmiştir[1]. Yani Ayasofyanın hizmet edeceği işlev için bir iddiaya girilmiş ve gösterişli olmaya çalışırken çürük bir yapı yapılmıştır.
  1. Kullanışlılık açısından çevresel sistemlerine bakarsak, çok karanlık bir yapı olduğu için hizmet vermesi, aydınlatılması hatta ısıtılması sorunludur. İlginçtir büyük bir kısmı İstanbul’da geçen 1963 yapımı Rusya’dan Sevgilerle (From Russia With Love ) isimli Bond filminde Aya Sofya karanlık ortamı nedeniyle Rus casusun öldürüldüğü yerdir. Çünkü kimse görmez!
  2. Güzellik boyutunda ise Ayasofya gerektiğinden çok iri ve iddialı bir şaşaa kütlesidir. Bizim külliyelerimizde olduğu gibi çevreden ana kütleye doğru bir biçimsel kademelenme yoktur.

Ayrıca, yirminci yüzyıl ve günümüz yapılı çevre tasarımının değerleri, yalnız yapı değil şehirsel tasarıma önem veren, insan ölçeğine önem veren bir dönemdir. Ayasofya  tek başına bir yapıdır. İnsan ölçeği ve hizmeti için değil imparatorluğun gösterişi için yapılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fetih ettikten sonra yapıyı ve çevresini bir vakfiye fermanı ile bizim külliye anlayışımıza uygun bir şekilde geliştirmenin yolunu açmıştır. Böylece Ayasofya etrafı imaret yapıları eklenmesi ile şehirsel estetik bakımından daha kabul edilebilir bir duruma getirilmiştir. Yukarda sözünü ettiğim gibi aşırı büyük, karanlık ve ilham verici olmayan iç hacmi insani ölçeğini de Osmanlının eklediği minber, mihrap, padişah mahfili, hat levhaları ve kandil sistemleri ile sağlamıştır. Estetik değerlendirmenin en önemli beklentisi ise ürünün ‘doğurganlığı’ yani ‘ilham verici’ olmasıdır. Ayasofya ise basit kütlesi ile ilham verici değildir.

 

  1. İkinci seçilen Selimiye ve dördüncü seçilen Süleymaniye camiileri ise tek camiler olarak değil Külliyeler olarak var olmuşlardır ve böyle değerlendirilmelidirler. Külliyeler hem yukardaki kriterleri hem de vakfiye anlayışını yani bizim medeniyetimizin esas özellikleri olan, çok boyutlu toplumsal hizmet, şefkat ve toplumsal ve fiziksel sürdürülebilirlik kavramlarını birleştiren özellikleri vurgulamaktadır. Dolayısıyla bence seçenler bu konuda da tam neyi seçtiklerini bilmemektedir.
  2. Ayrıca girişte koyduğum mimari değerlendirme kriterlerine de uymamaktadır. Yani tarihe, Mimar Sinan’a ve Medeniyetimize bakış çerçevesinde bir duyarsızlık bulunmaktadır ve haksızlık yapılmıştır.                                                                                                                                   MEDENİYETİMİZ, MİMAR SİNAN

Peki Medeniyetimiz hakkında “Bir Bilenler” aynı mı düşünüyor?

Yine 2017 yılı sonlarına doğru çok önemli bir mimarlık tarihçimiz ve yazarımızın olan Prof. Dr. Doğan Kuban’ın verdiği bir konferansı özetleyen gazete eki (Bilim ve Teknik) şu haberi onun ağzından yaptı:

“Osmanlı ile Avrupa’nın karşılaştırmalı uygarlık tarihini yazmak için 5 yıl uğraştım. Ama yazamadım. Çünkü Avrupa’da yapılanların, üretilenlerin Osmanlı’da karşılığı yoktu. Koca bir sıfırdı!  Osmanlı Türklerinin düşünce, buluş, büyük insan olarak insanlığa mal ettikleri kimse olmadı. Ne matematikçi ne filozof ne başka bir şey. Tabii dikkat çekici bir örgütlenme yapısı vardı.”

“Osmanlı tarihte 700 yıl sürmüş tek imparatorluk! 700 yıl, ama geride insanlığa ve bize bıraktığı bir şey yok. Dünya tarihinin en acayip sonucudur bu! Elimizde ondan kalan sadece Türkiye’dir.”

“ Sinan büyük bir kültürel ortamda ortaya çıkmış ve desteklenmiş bir mimar değildi, kişisel büyük yeteneği mimari dehası üstün eserler vermiştir.”

Burada Medeniyetimizin olmadığı söylenmekle kalınmıyor aynı zamanda da Sinan’ın kendine özel kişiliği nedeniyle yaşadığı ortamdan kopuk bir deha olduğu vurgusu yapılıyor. Bu iddianın en zayıf tarafı ise “(Sinan’ın)…desteklenmiş bir mimar olmadığı”dır. Saray ve çevresi için yapılmış 27 Külliyesi olan bir mimar desteklenmediyse, kime desteklendi diyebiliriz (!).

Aslında bu hocamız uzun yaşamını ve akademik çalışma hayatını hep bizim medeniyet eserlerimiz üzerine çok yetkin ve etkin makaleler ve kitaplar yazarak kazandı!!!

ACABA HOCAMIZIN İDDİALARI HAKLI MI?

Öncelikle, Medeniyet bu hocamızın dediği gibi birşey midir?

Medeniyet, gününün etkinliklerini, aynı zamanda geçmiş ve gelecek bilincini tasarım aracılığı ile yeniden kurma iradesini taşımaktır. Toplum sistemimiz, topluluk anlayışımız, insana bakışımız, geçmişimizi yorumlamamız, geleceği tasavvur etmemiz gibi toplumumuzu ve kültürlerini yönlendiren konular, bu tasarlama faaliyetinde etkili olmaktadır. Bu nedenle medeniyet, toplum sistemi, topluluk anlayışı gibi konularla ilgileniyorum. Bu çerçevede, kişisel zihin mekânlarını, kültürel zihin mekânlarını ve toplumsal zihin mekânlarını çok boyutlu olarak yapılı çevrelerde ve yerleşimlerde yorumlayan ve kendi varlığı için anlamlı bir şekilde üreten birikime “Medeniyet Mekanı” diyorum.

Bunun bir boyutu benim araştırma alanımda, ‘Yerleşimler ve Yapılı Çevreler Mekânımız’ olarak ortaya çıkıyor. Sorun bu medeniyet mekânı anlayışının hakkını genelde günümüz mekânlarında, özelde ise yerleşimlerde ve yapılı çevrelerde veremeyişimizdedir.

DAHA DETAYLI OLARAK MEDENİYET ÜZERİNDE DURURSAK:

Hepimiz bir toplum sisteminde yaşıyoruz. İçinde toplumsal kurumlaşmalar var. Adalet, savunma, eğitim, sosyal güvence gibi alanların kurumlar, teknoloji ve bilgi üretme gibi alansal kurumsallaşmaları var. Bu kurgular değerler sistemlerine ve güç yapılarına kavuşuyor.

Bu biçimsel olarak tanımlanmış kurumlar ve süreçleri yanında kurumlar içinde gelişen kültürlerimiz, topluluklardan ve ailelerden gelen kültürlerimiz var. Bunların arasındaki etkileşim hem uyum hem kendi değerlerini yaymak, sosyalleştirmek ve kültürlemek ile oluyor.

Kültürleme, aile ve topluluk yapıları içinde, sosyalleştirme ise toplum yapıları içindeki paylaşım ve kimliği vurguluyor.

Toplum sistemlerinin çekirdek kültürlerini ve değerlerinin geniş bir coğrafyada ve zamanda yayılıp benimsenmesi ve zor yoluyla olmadan içten kabul (conformity olarak compliance  olarak değil) yoluyla sürdürülebilir paylaşımına “Medeniyet oluşumu” diyorum.

Toplumsal Mekan ise bir medeniyetin, bir toplum sisteminin, bir yerleşimin veya bir yapılı çevrenin içinde insanlar, topluluklar, kültürler, davranışlar, üretilmiş yapılar, eşyalar, ürünler, etkinlikler arasında oluşan ilişkiler ağına denir. Bu ağın oluşturduğu kullanım kapasitesinin (potansiyel kapasite) bir kısmı planlanmış olabilir ama zamanla kullanılmaya başlanan bazı alternatif açılımlar planlanmamış olabilir. Bizim Medeniyet kök değerlerimizden üretilecek çok önemli kapasiteler olduğunu düşünüyorum.

“Medeniyet Mekani ve Toplumsal Mekan(lar)” sisteminin içindeki ilişkileri güç yönetimi, değerler yönetimi ve üretim yönetimi ile oluşturur. Her “Medeniyet’in Kimliği” bu yönetim kurguları ile arkalarında ki niyet ve sonuç ürünlerle oluşur.

Medeniyetlerin kapsadığı zengin kültür yapısı, zengin topluluk yapısı ve zengin kişilik yapısı çok önemlidir. Bunların etkileşimleri, entegrasyonu ve anlamlandırılması medeniyeti çok boyutlu olarak ifade eder. Medeniyetimiz bu anlamda geçmişi, bugünü ve geleceği ile çok boyutlu kişiliklere, çok boyutlu bir toplumsal sisteme, çok boyutlu kültürel sisteme ve zengin topluluk anlayış potansiyeline sahiptir.

Medeniyetimizin bu açıdan zenginliği için yardım kültürümüzü (şefkat, merhamet, bakım hizmetleri-Suriyeli mülteciler örneği gibi), mutfak sanatları kültürümüzü (Fransız, İtalyan ve Çin yemek kültürü yanında dördüncü önemli yemek kültürü olarak Türkiye yemek kültürünün kabul edilmesi: rahmetli Tuğrul Şavkay referansı) halk kültürümüzü (tarım yaşamı kültürümüz), yapı yapma sanatı kültürümüzü (evler, külliyeler), yaşam kültürümüzü (kapsayıcı, evler ve mahalleler, semtler ve külliyeler, vb., halı kültürümüz (Christopher Alexander, “21. Yüzyıl Sanatını Anlamak İstiyorsanız Türk Halılarına Bakın” kitabı bu konuda iyi bir örnektir), ahi kültürümüzü, savaş sanatları kültürümüzü, su ve hamam kültürümüzü ve benzerlerini düşününce bile hocamızın yanlışlığı ortaya çıkıyor. Bunlar, inanç sistemimiz’in “çekirdeği mütevazi insanlar”a (Man of Modest Substance) ortam sağlaması nedeniyledir (Prof. Dr. Sürayya Farouqi referansı).

Süleymaniye Külliyesi, Topkapı Sarayı ve Seyir Alayları gibi mütevazı ihtişam özelliklerimizi, Piramitler ve Roma Colosseum gibi insanlık dışı ve vahşi gösteriş mekanları ile karşılaştırmanızı rica ediyorum. Taç, Kilise ve Tüccar üçgeninden oluşan ve güç gösterisi alanları olan kent merkezlerini, külliyelerimizden oluşan şefkat, yardım ve kültür simgeleri semt merkezlerimiz ile karşılaştırmanızı rica ediyorum.

Türk-İslam medeniyet geleneğimiz, ülkemiz insanlarının medeniyet birikimi, tarihten gelen toplumsal duyarlılıklar ve üst seviyede örgütlenme kapasitelerimiz sayesinde küresel örnekler üretmeyi başarmıştır. Bu başarı, genelde kadim inanç sistemimiz ve bütüncül dünya görüşümüzden kaynaklanırken aynı zamanda özelde hem doğu hem de batı toplumlarına göre daha kapsayıcı ve dayanışmacı bir medeniyet üretmiş olmamız nedeniyledir. Bu yüzden bizim medeniyetimiz bir sevgi, hoşgörü, saygı, merhamet, vicdan ve adalet medeniyetidir. Bu çerçevede, gerek başta mimari alan gerekse medeniyetimizin diğer eserlerinde bu insani nitelikler gözlemlenir. Bu yolda üretim devam etmelidir.

MEDENİYETİMİZİN YAPILI ÇEVRE KAYNAKLARI VE KÜLLİYELERİMİZ.

Medeniyetimiz’in Mekanında Yapılı Çevre Kaynakları ise şöyle tanımlanabilir:

  • Evlerimiz (Konaklar, Köşkler, Yalılar, vb) ve

   Mahalelerimiz

  • Kırsal Yerleşimler
  • Topkapı Sarayı
  • Orta Asya’dan itibaren gelişen Kümbetler, Mezar taşları,
  • Taç Kapılar, vb.
  • Külliyelerimiz ve Semtlerimiz

 

 

Bunlar içinde Külliyeler hem Medeniyetimizin hem de Sosyal Sistemimiz’in Semt kavramını ve Vakıf kavramını vurgulayan özel yapılı çevrelerdir. Şehirlerimizin silüetini ve kimliğini kazandırmış ayrıca toplumsal hizmet vermişlerdir. Hem kentsel tasarım açısından hem de mimarileriyle kentsel kültür varlıkları olarak kabul edilmeleri, medeniyetimizin geleceğini kurgulama açısından önemlidir.

Külliyelerimizi oluşturan alt hizmetler arasında; cami, medreseler, sıbyan mektepleri, darul kurra, darul hadisler, kütüphaneler, tabhaneler (misafirhane), imaretler (yiyecek, sağlık ve giyecek yardımı yapılan yer), bimarhane veya darüşşifalar (hastahane, bazen hekimlik okulu), hamamlar, hanlar, ahırlar, arastalar, kervansaraylar, türbeler, bedestenler, bekar odaları, çeşmeler, sebiller, muvakkithaneler (rasathane, astronomi ve matematik dersi verilen yerler), kuşevleri, hazireler (mezar alanları), umumi helalar, meşrutalar (lojmanlar) vb. bulunmakta ve medeniyetimizin çok boyutluluğunu yansıtmaktadır.

MİMAR SİNAN’IN BU BAĞLAM İÇİNDE YERİ

Mimar Sinan bütün bunları hissederek yorumlamıştır. Mimar Sinan medeniyetimizin ve ondan çıkan külliyelerimizin çok çeşitli yorumlarını önemli TASARIM katkıları ile yapmış büyük bir yapı ustamızdır. Medeniyetimizin ürünü olan külliyeler mimarisini çok boyutlu olarak şekillendiren bir kültür ve medeniyet kişiliğidir.

Yukarda denildiği gibi kendi başına ortaya çıkmış ve kendi kapasiteleri ile kurumlar oluşturmuş bir kişi değildir. Kurumsal olarak da medeniyet mekanımızın örneği, Osmanlı’nın toplumsal sistem (vakfiye-imaret) mekanı örneği ve yapılı çevre kültür mekanı örneği olarak  Süleymaniye, “Türkiye’nin en iyi 100 mimari eseri” için Süleymaniye camisi olarak değil bütün yerleşkesi ile  seçilmelidir

  1. BU KONUDA GELECEĞE DÖNÜK NELER YAPILABİLİR ?
  • Öncelikle, Külliyelerimizi toplumumuza tanıtmalıyız. Bu konuda çekici ve derinine bilgi veren yayınlar yapılmalı. Sinan’ın eserleri dahil. Böylece Sinan’ın ruhu şad olacaktır.
  • Elimizdeki Külliyeleri toplumsal hizmet açısından nasıl değerlendireceğimize katılımcılıkla karar vermeli ve ona göre günümüz mimarlık disiplininden yararlanarak bunları hizmete sunmalıyız. Bu bizim yaşayan Medeniyetimiz’in vakfiye kimliğini sürekli oluşturma açısından ve şehirsel kimlik kazandırıcı özellikler getiren bir yapılı çevre girişimi olacaktır. Mesela Süleymaniye Külliyesi ve Çevresi nasıl kullanılmalıdır? Böyle bir adım Sinan’ın ruhunu şad edecektir.
  • Türkiye’de sürmekte olan yeni yerleşimler ve yapılı çevreler yapma sürecinde mahallelerimizi, sokaklarımızı, semtlerimizi ve semt merkezlerimiz olarak külliyelerimizi yeniden kurgularken muhakkak yapılı çevre tasarımının ve mimarimizin yeni teknolojilerini ve yeni kavramsal araştırmalarını kullanmalıyız. Böyle bir adım Sinan’ın ruhunu şad edecektir.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim, Sinan bizim medeniyetimizin bir dönem bağlamında yapılı çevredeki çok etkileyici ve etkisi halen süren şekillendiricisi. Ancak  medeniyetimizin süreçleri devam ediyor. Görevimiz medeniyetimizin yerleşimlerini ve yapılı çevre ürünlerini ve onları yapan zihinleri iyi anlayıp çok çalışmaktır.

Sinan’a, ona iş verenlere, yapılarında çalışan usta ve işçilere, kullanıcılarına, bunların değerlerini bilenlere çok şey borçluyuz. Yapılı çevre konusunda başarılı çalışarak aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet, yaşayanlara ise derin düşünme ve bilinçli yorumlar diliyorum.   

Bu bölümü bir güzel söz ile bitireyim

  “Süleymaniye, 1,5 kilometrekare alanıyla bizim kimliğimizdir, nüfus kağıdımızdır. Bizim bu memleketteki tapumuzdur.”

İlber Ortaylı (Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek, Timaş yayınları, 2006, s.25)

 

[1] Bu konuda referans olarak Sinan uzmanı Prof. Dr. Erhan Karaesmen’in  Aralık 2017 yılında ODTÜ’de yaptığı doktora dersinde bu konuda yaptığımız görüşme dikkate alınmıştır.

 

 

 

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.